Bir Meşenin Öyküsü
by SEVAL AKTER
Copyright © 2022
PROJE AMACI: Öğrencilerimizin çölleşme, yangın ve kuraklık tehlikesine karşı duyarlılığını artırmak, ve çevre sorunlarına karşı çözüm üretebilecek düzeye getirmek.
PROJE ETKİNLİĞİ: İşbirlikçi bir çalışma yapmak, bu amaçla projemizle ilgili bir bir ürün ortaya koymak ve bir dijital kitap hazırlamak
HAZIRLAYANLAR PROJE ORTAĞI OKULLARIMIZDA GÖREVLİ GRUP REHBER ÖGRETMENLERİ TÜM ÖĞRENCİLERİMİZ :
Ayhan Sümer Anadolu Lisesi (ANKARA)
1.Grup : Nurşen Coşkun
2.Grup : Zekiye Özükaya
Ankara Atatürk Anadolu lisesi (ANKARA)
1.Grup : Seval Akter
Ankara Atatürk Anadolu lisesi
2.Grup : Fatma Açıkel
Ankara Atatürk Anadolu lisesi
3.Grup : Özlem Korkmaz
Yerköy Şehit İdris Aydoğdu Fen Lisesi
Aykut Avcı
III Liceum Ogólnokształcące im. Adama Mickiewicza w Bydgoszczy (POLONYA)
Paulina Kaźmierczak-Majdzińska
Kırımlı Fazilet Olcay Anadolu Lisesi (İSTANBUL)
1.Grup : Esra Doğan
Kırımlı Fazilet Olcay Anadolu Lisesi (AĞRI)
2. Grup : Gülhan Sarıboğa
Hamur Çok Programlı Anadolu Lisesi
Nazlı Aydın
Şehit Mustafa Görenoğlu Anadolu Lisesi (ADANA )
Vehbi Ünlü
2

Benim öyküm önceden var olmuş veya var olacak meşe palamutlarından çok daha farklı çünkü ben de sizler gibiyim. Benim de gerçekliğinden emin olmadığım düşlerim, gelecek kaygılarım ve zaaflarım var.
Kendimi dünyaya çok çabuk adapte ettiğimi sanmıştım oysaki yanılmışım.
Dünya her geçen gün değişiyor ve ölüyor…
Onunla beraber biz ve bizim hayallerimiz de ölüyor…
4

Hayatımızın her gününü bugün nasıl korunacağız korkusuyla geçiriyoruz. Yılmadan yeni bir günün güzelliklerini arıyoruz. Birçok felaketin ortasında kalıyoruz ama umudumuzu kaybetmiyoruz. Aslında insanlarla iletişime geçebilmek, onlara ne zorluklar altında kaldığımızı anlatabilmek isterdim, hepimiz isterdik ama insanlar son yıllarda sadece kendilerini düşünen bencil varlıklara dönüştüler, hâlâ dumanı tüten sigara izmaritlerini bizim üzerimize bıraktılar canımızın yanacağını düşünmeden hoyratça…
Bu yüzden sizlere yakın zamanda başımıza gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum. İnsanlar çocuklarına uyarıda bulunmalarına rağmen kendileri ağaçlarımıza ufak da olsa zararlar verdiler. Ama çocuklar her koşulda birbirlerini uyardılar, arkalarında bir tek çöp bile bırakmadılar. Biz hayretle onları izlerken içlerinden biri ormanın derinliklerine ilerleme fikrini attı ortaya. Dört beş kişilik bir grup olarak bize doğru gelmeye başladılar. Hepimiz tekrardan korkmaya başladık. Aramızdan birini alırlarsa, üstümüze basar geçerlerse diye telaşlandık. Çocuklar etrafta gezinirken içlerinden birisi bize yaklaştı ve konuşmaya başladı.
6

Doğrudan bana bakıyordu, biraz ürktüm ama bunun insanlarla iletişim için bir fırsat olacağını düşünerek kendimi topladım ve ona odaklandım. Benden korkmaması için hiç ses çıkartmadım, sonuçta insanlar biz meşe palamutlarını konuşmayan, hareket etmeyen şeyler sanıyordu. Çocuk önce bizleri övmeye başladı. Ormanları, bitkileri çok sevdiğinden bahsetti. Sonrasında da özürler dilemeye başladı. O an keşke dünyayı çocuklar yönetse diye düşündüm, keşke kuralları onlar koysa… Ama sonra hiç beklenmedik birkaç cümle söyledi: “Sizlerin konuştuğunu, yürüdüğünü biliyorum. Bizlerden korktuğunuzu da biliyorum hatta öğretmenlerim orman gezisi yapacağımızı söylediğinde endişelendim de arkadaşlarımın sizleri ürkütmesinden korktum. Şu anda da görüyorum ki içlerinizden bazıları titriyor. Ben size bir uyarıda bulunmaya geldim.’’ dedi.
8


Birbirimizi iyice tanıdık, öğrendik. Kerem beni bazı arkadaşlarıyla da tanıştırdı, arkadaşları konuşuyor olmamama ilk başta şaşırsalar da sonradan onlarla da dost olduk. Kerem’i ve arkadaşlarını çok sevmiştim. Tanıdığım diğer insanlara benzemiyorlardı. Benim ise hâlâ bir ismim yoktu. Kerem benim bir adımın olması gerektiğini söyledi. Üst kısmımdaki şapkalı görünümümden dolayı adımı “Şapkalı” koymuştu. Bu isim benim de hoşuma gitmişti. Benimle bağdaşıyordu. İlerleyen günlerde dış yüzeyim kurumaya başladı. Diğer arkadaşlarımı zaten çoktan ekmişlerdi. Kerem’e ekilmem gerektiğini söyledim. Orta büyüklükte bir saksıyı toprak ile doldurdu. Kısa süreliğine de olsa veda vaktiydi. Fidan olarak büyümeye başlayana kadar toprakta kalacaktım. Kerem ile vedalaştık. Toprağı eşeledi ve beni içerisine yerleştirdi. Onun, beni bir meşe palamudu fidanına dönüştürme gayretine şapka çıkardım. Üstümü tekrar toprakla kapattı. Böylece benim toprak altındaki maceram başlamış oldu.
11




Toprağın altından çıkışımdan kısa bir süre sonra, Kerem benden ilk fotosentezimi anlatmamı istedi. Ona bunun tarif edilemeyecek kadar fevkalade bir duygu olduğunu söyledim. Yine de benden birkaç cümle duymadan rahat durmayacağa benziyordu. Ona uygulamalı olarak göstermek istedim. “Nefesini on saniye tutsan ne olur, denemek ister misin Kerem?” diye sordum. Kerem diyeceklerimi merak etmiş olmalı, hemen nefesini tuttu. Aradan geçen yedi saniye sonunda nefes almak zorunda hissetti kendini. “İlk başta bir sıkıntı yoktu fakat sonrasında kendimi tutamadım.” dedi. “Nefes alınca o kadar rahatladım ki!” diye ekledi. “İşte dedim, senin için nefes almak nasıl muhtaç olduğun bir şeyse benim içinde öyle. İlk fotosentez yaptığımda, yapraklarımdan aldığım o karbondioksit molekülü ile katbekat canlandığımı hissettim. Akciğerlerin nasıl taze havayı içine çekince rahatladıysa, ben de aynı duyguyu yaşadım. Her bir zerrecikte nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Ayrıca hem kendime besin üretiyorum hem de doğanın muhtaç olduğu oksijeni dış dünyaya salıyorum.“ Kerem dediklerimden etkilenmişe benziyordu. Belli ki anlattıklarımı sindirmek için, birkaç derin nefes aldı, verdi. Tek kelime söylemeden onu izledim. Bir süre sonra Kerem durdu ve yüzüme baktı. Üzgünce gülümsedi. ‘‘Haklısın’’ dedi, gerçekten de sizlere o kadar muhtacız ki! O kadar solunum yapan canlıya karşılık siz varsınız bu dünyada. Sizin kıymetinizi bilenler daha çok olsa keşke.”
16

O günden sonra, ekili olduğum saksıda gelişimimi sürdürmeye devam ettim. Her gün daha da derine kök salıyor, toprağın o anne şefkatine gittikçe daha da bağlanıyordum. Bulunduğum saksıdan, dış dünyayı izliyordum. Gördüklerim karşısında bazen seviniyor bazense üzülüyordum. Bir gün yine saksımda dışarıyı izlerken küçük bir kız çocuğu gördüm. İnsanların dünyasını tanımak için hiçbir fırsatı kaçırmazdım keza bunu da kaçırmak istemedim. Gözlerimi küçük kıza dikerek her hareketini gözlemlemeye başladım. Kumral saçlı, saçını her iki yanından örgü modeli verilmiş, gül desenli elbisesi olan bir kızdı. Kerem’i ilk gördüğümle kıyasla daha küçüktü. Yolun kenarındaki küçük parkın bankında annesiyle birlikte oturuyordu. Neden sonra aklına bir fikir gelmişçesine ayağa fırladı. Bankın az uzağındaki gül çalısının oraya gitti. Renkli güller hoşuna gitmiş olmalı diye düşündüm. Güller bu mevsimde çok olurdu. ‘‘Doğamızın renkli incileri’’ derdik ormanımızda onlara. Bizlerin dahi hayranlıkla seyrettiği güllere bu küçük kızın ilgisini yerinde buluyordum.
18


Akşam Kerem okuldan gelince ona tüm gördüklerimi anlattım ve istemsizce ağlamaya başladım. Kerem de benimle birlikte birkaç gözyaşı döktü. “Özür dilerim tüm olanlar için. Dünyada hâlâ farkındalığa erişemeyen insanlar var. Kendinden başka şeyleri düşünmeyen bu insanlarla aynı doğayı paylaşmaktan çok huzursuzum. Onları anlamak gerçekten güç.” dedi. “Bunlara seyirci kalamam. Yarın parka bitkiler adına uyarı cümleleri yazan tabelalar asacağım.” diye ekledi. Bu fikir biraz olsun moralimi yerine getirmişti.
Çünkü ben artık daha güçlü bir meşe palamuduydum. Kerem ile birlikte doğayı kirletenlere karşı birleşip onlara ders verme peşindeydik. Kerem beni çok seviyor, suluyor, bana çok ilgi gösteriyordu. Ben de onu çok seviyordum ama aklım ormanda kalan kız ve erkek kardeşlerimdeydi. Ben böyle, burada mutluyken onların kötü insanlar yüzünden ölebilme ihtimalleri aklımdan çıkmıyordu. Kardeşlerimin yanına gidersem de Kerem ile mutlu düzenimizin bozulacağı fikri beni çok etkiliyordu. Akşam olmuştu, Kerem ve ailesi haberleri izlerken birden orman yangınları ile ilgili bir haber çıktı. İlk aklıma gelen şey kardeşlerimdi. Çok korktum, insanların değimi ile ‘korktuğum şey başıma gelmişti’.
21


Kerem babasından izin alarak yanmış ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başladı. Beni eline aldı. Merakla, heyecanla ve şaşkınlıkla etrafa bakıyordum. Ağaçlar çok azalmıştı, kardeşlerimi bulma ümidim gittikçe azalıyor ve çok üzülüyordum. Kerem ümitsizce biraz daha ormanın derinliklerine gitti. Ben hâlâ ümitliydim, ısrar ettim daha da derinlere doğru ilerledik. Gördüklerim karşısında sanki yapraklarım koparılmışçasına canım yanarak ağlamaya başladım. Kerem de üzülüyordu fakat elimizden bir şey gelmiyordu.
Tam ümidimizi kesmiş dönmek üzereyken, kız kardeşimin o narin, naif ve güzel sesini duydum, bir an nefesim kesildi. Kerem’i durdurdum, sese doğru gittik. Heyecandan yapraklarım yerinden fırlayacak gibiydi. Sonunda görmüştüm, kız kardeşim oradaydı. Kötü bir hâldeydi ama yaşıyordu, Kerem kız kardeşimi de eline alarak hızlıca erkek kardeşimin yanına gittik, biraz yanmıştı fakat o da yaşıyordu. Çantadan çıkardığı suyla onları yıkadı Kerem, kardeşlerim hemen kendine gelmişti. Onları canlı bulduğum için çok mutluydum, ağlıyordum ve tarifsiz duygular içerisindeydim.
24

Kerem okuldayken dışarıyı seyretmeye devam ettim. Bu sırada gözüme bir serçe takıldı. Bir tohum taşıyordu. Onlara seslendim. Serçe beni duydu ve yanıma geldi. Bu şekilde nereye gittiklerini sordum. Tohum bana cevap verdi. “Geçen gün kendime bir yer ararken serçeye rastladım. O yangının olduğu ormandan geliyormuş. Ormanı tekrar canlandırmak için farklı ülkelerden insanlar gelip oraya yardım ediyormuş. Bende bunları duyduktan sonra serçeden beni oraya götürmesini istedim. O da beni kırmadı ve beni ormana götürmeyi kabul etti.” dedi. Bu duyduklarım beni çok sevindirmişti. Demek ki bilinçli bir sürü insan vardı. Serçe ve tohuma veda ettim.
Akşama doğru Kerem heyecan ile eve geldi. Yanıma yaklaştı ve “Sana bir sürprizim var.“ dedi ve bana anlatmaya başladı. Bu gün ne yapabileceğimizi düşünürken okula çocukları doğa hakkında bilinçlendirmek için okulları gezen bir grup insan gelmiş. Onlara doğanın korunması gerektiğini, hem bizim için hem de dünya için ne kadar önemli olduğunu anlatmışlar. Kerem yanlarına gidip doğaya nasıl yardım edebileceğini sormuş. Onlar da bu konu hakkında başkalarını da bilinçlendirebilecek bir yazı yazmasını ve bunu onlara yollamasını, böylece bu yazıyı daha çok insana ulaştırabileceklerini söylemişler.
26
Kerem çok heyecanlıydı, mutluluğu gözlerinden okunuyordu ama kardeşlerim ve benim yapmam gereken önemli bir iş vardı. O ormanı biz canlandırmalıydık. “Kerem sana yazacağın yazı için yardım edeceğim ama karşılığında benim için bir şey yapar mısın?” . Kerem beni destekleyen biri olduğundan hemen kabul etmişti. Birlikte yazıyı tamamladıktan sonra Kerem’e yapmak istediğim şeyi anlatmaya başladım. Yazdığımız yazıları tabelalara yazarak yeniden canlandırılmaya çalışılan bu ormanı kurtaracaktık. Tabii kardeşlerimle. Kerem fikrimi çok beğenmişti. “Yine de seni çok özleyeceğim Şapkalı…” dedi Kerem. “Her zaman beni ve kardeşlerimi ziyaret edebilirsin. Ama koca ormanı kurtarma fırsatı her zaman elimize geçmiyor. Ben de seni özleyeceğim tabii beni ziyaret etmeyi unutma olur mu arkadaşım?” dedim. Söylediklerim Kerem’i biraz duygulandırmış olmalı ki, gözyaşları tane tane yanaklarından süzüldü ama hemen kendine geldi ve planımızı yoluna koymak için hazırlandık.
27

DOSTLUK VE SEVGİ KAZANDI, UMUT DOLU YENİ BİR DÜNYAYA ELELE YELKEN AÇTILAR PALAMUT KARDEŞLER VE NİCE KARDEŞLİKLER…
29
TOHUMDAN —-> FİDANA
30




Published: Apr 18, 2022
Latest Revision: Apr 27, 2022
Ourboox Unique Identifier: OB-1314049
Copyright © 2022