SINIFIMDAKİ TİYATRO PROJESİ Tiyatro Metinlerimiz

by SINIFIMDAKİ TİYATRO

This free e-book was created with
Ourboox.com

Create your own amazing e-book!
It's simple and free.

Start now

SINIFIMDAKİ TİYATRO PROJESİ Tiyatro Metinlerimiz

  • Joined Mar 2022
  • Published Books 4

TUĞBA GÖKÇEK GÖKSUN ŞEHİT YAVUZ SELİM ARSLAN İLKOKULU

 

YOLUMDAN ÇEVİRME

 

(Sabah saat 9 suları. Sahne okula giden çocukların kaldırımda doğru ve yanlış hareketler yaparak; trafik polisi tarafından ikaz edilerek geçişi ile başlar.)

Yaşlı teyze: Ah çocuklar ne yaptınız!

Trafik polisi: Çocuklar bakın amcaya çarptınız, kaldırımın sağ tarafından yürüyün.

Çocukların ikisi birlikte: Tamam polis abla, özür dileriz teyze.

 

(Denetlemeye çıkan iki trafik polisi bir araba durdurur.)

1.Trafik polisi: Hanımefendi iyi günler, ehliyet ruhsat lütfen.

Sorumlu vatandaş: Tabi memur hanım buyrun.

(Polis kimlik kontrolü yapar.)

2.Trafik polisi: Buyurun gidebilirsiniz iyi günler.

Sorumlu vatandaş: Sağolun memur hanım size de iyi çalışmalar.

 

(Bir sonraki araba durdurulur. Ancak araba çok hızlı olduğu için zor durur.)

1.Trafik polisi: Hanımefendi neden bu kadar hızlı giriş yapıyorsunuz?

Şımarık kadın (ağzında sakız saygısızca konuşur): Sonuçta durun dediniz durdum bu bir sorun olamamalı memur bey… İstediğim gibi sürebileceğimi düşünüyorum.

1.Trafik polisi: Süremezsiniz hanımefendi. Hız sınırını aşamazsınız. Bu durum hem sizin hem de trafikteki diğer kişilerin can güvenliğini tehlikeye atmanız anlamına gelir.

(Şımarık kadın “Hı anladık!” anlamında kafasını yukarı kaldırarak kafasını sallar, gözlerini devirir.)

2.Trafik polisi: Ehliyetinizi rica edeyim şimdi hız  sınırını aştığınız için size şuan ceza yazacağım, umarım tekrarlamazsınız,der.

(Kadın cüzdanındaki ehliyetini uzatır bir yandan da konuşmaya devam eder. O sırada yanındaki diğer polis de kadının bilgilerini tabletten sisteme giriş yapar.)

Şımarık kadın: Şimdi bu cezayı size mi ödemem gerekir yoksa bir kuruma mı?

2.Trafik polisi: Hayır hanımefendi cezanız zaten size iletilecektir oradan ödeme yaparsınız.

Şımarık kadın: Ufff, tamam.

2.Trafik polisi: İyi günler.

Şımarık kadın: Size de.

 

(Saat öğle vakitlerine doğru ilerler. Biraz da acıkmaya başlayan polislerin karşılaştıkları bazen moral bozucu insanların tavırları enerjilerini bir hayli düşürmüştür.Kendi aralarında konuşmaya başladıkları sırada tuhaf çizgiler çizerek gelen başka bir aracı durduracaklarından habersizdirler. )

  1. Trafik polisi: Acıkmaya başladım ben .

 

  1. Trafik polisi: Ben de acıktım gerçekten de insan yoruluyor sürekli ayakta olmak ve insanların trafikte saygılı olmaları gerektiğini çoğu kez unuttuklarını görmek üzücü.

 

  1. Trafik polisi: Doğru söylüyorsun. İlkokul seviyesinden beri işlenen Trafik Güvenliği dersi ne işe yarıyor acaba. Her ne kadar kullandıkları araçlar kendilerinin de olsa yapacakları en ufak bir hata başkalarının da hayatını ne denli etkiliyor hiç önemsenmiyorlar gerçekten çok ilginç.

 

  1. Trafik polisi: Sadece sürücüler değil elbette yayalar ya da yolcuların hataları da aynı şekilde trafikte kazalara sebebiyet veriyor.

(derken  düzgün bir doğrultuda gelemeyen arabayı görüp… dur işareti yaparlar.)

  1. Trafik polisi: : Ooo, şunun gelişine bak, durduralım hadi durdur!

 

  1. Trafik polisi: (Camı tıklatır. Sürücü camdan bakar sadece.) Beyefendi camı açın lütfen. (Eliyle camı aç işareti Sürücü de içerden el sallar.)

 

 

Sarhoş sürücü: (Nihayet pencereyi açar ve içerden kötü koku gelir.)

1.Trafik polisi: İyi günler beyefendi.

Sarhoş sürücü: İyi günleeeer komserim.

2.Trafik polisi: Beyefendi alkollüsünüz galiba. (derken sarhoş adam elindeki telefonu polise uzatarak…)

Sarhoş sürücü: Yooo komiserim bunu içmiyoruz ki bununla konuşuyoruz. (der güler o sırada polis adamın elindeki telefonu alıp…)

1.Trafik polisi: Beyefendi siz onu şimdilik bana verin de siz şu alete üfler misiniz? (der alkolölçeri uzatır.)

 

(Sarhoş sürücü alkolmetreyi üfler ve alkol seviyesi belirlenir.)

2.Trafik polisi: Beyefendi şimdi ehliyetinizi alabilir miyim?

 

Sarhoş sürücü: Sen bana telefonumu ver önce der.

 

2.Trafik polisi: Beyefendi lütfen ehliyetinizi verir misiniz tekrarlatmayın.

 

Sarhoş sürücü: Sen bana telefonumu ver diyorum komiserim ben de sana ehliyetimi vereyim.

 

1.Trafik polisi: Lütfen bize zorluk çıkarmayın ehliyetinizi verin.

 

Sarhoş sürücü: Komiserim ben size neden zorluk çıkarayım. Sen bana telefonumu ver ben sana ehliyetimi vereyim. Ehliyet telefonun kılıfının arkasında.

 

(Allah Allah! Der şeklinde bir mimik yaparlar.)

1.Trafik polisi: Tamam beyefendi size alkollü araba kullandığınız için ceza yazıyorum, bir daha bu şekilde trafiğe çıkmayın der.)

2.Trafik polisi:  Bir yakınınızı arayıp bana telefonunuzu verin gelip aracınızı alsın bu şekilde devam edemezsiniz.

(Telefon 2. Trafik polisine verilir aranır yakın ve birlikte sahneden çıkarlar.)

 

 

(Trafik polisi bir araç daha durdurur.)

1.Trafik polisi: İyi günler beyefendi farınızın biri neden yanmıyor?

Korkak adam: Iııı… Şey… Be  be ben fark etmemişim, öyle miymiş, yanmıyor muymuş (der şaşırarak ve ekler) Hiç mi yanmıyormuş?

1.Trafik polisi : Beyefendi azı çoğu mu var dalga mı geçiyorsunuz yanmıyor işte. (der eliyle işaret ederek)

Korkak adam: Aaaa… olur mu? Dalga geçmek haddime mi efendim çok özür dilerim hemen şimdi buradan ayrılınca ilk işim servise gitmek olacak. Çok affedersiniz tekrar.

(o anda ehliyetini uzatır polise polis bakar ve gönderir.)

2.Trafik polisi : Buyrun gidebilirsiniz.

Korkak adam: Teşekkür ederim, kolay gelsin (der ayrılır)

 

 

 

 

(İki polis kendi arasında konuşmaya başlarlar.)

  1. Trafik polisi: Görüyor musun ne farklı insanlar var. Kimi gerçekten kurallara uyarak yapılması gerekeni yapıyor, kimi yol benim araba benim edasında şımarık tavırlar içinde…
  2. Trafik polisi: Kimi sadece ceza almamak için ‘tamam komiserim, tamam amirim’. (derler.)

 

 

(Tüm öğrenciler sahneye girer ve hep birlikte şöyle söyler ve selam verirler.)

“TRAFİKTE SÜRÜCÜ,YOLCU, YAYA NE OLDUĞUN FARKETMEZ,

SAYGISIZLIĞI KİMSE HAKETMEZ.”

 

 

 

Oyuncular:

  1. Trafik polisi
  2. Trafik polisi
  3. Sorumlu vatandaş
  4. Şımarık kadın
  5. Sarhoş sürücü
  6. Alkollü sürücünün bir yakını
  7. Korkak şoför

 

Kullanılacak araç gereçler:

Akol ölçer

Telsiz

Tablet

Arabalar (4 tane)

Çakar

Fosforlu fon kartonu

Yapabilirsek duba

2

CANSEL ARAS

ŞEHİT İSA YÜKSEL İLKOKULU 3/A SINIFI GİRESUN

 

DEĞERLİ ÇOCUKLAR

  1. PERDE

(Sabah sınıfına  gelen Ayşe,  arkadaşlarıyla konuşur.)

AYŞE:GÜNAYDIN ARKADAŞLAR, NASILSINIZ BUGÜN?

ALİ:İYİYİZ AYŞE, SAĞOL .SEN NASILSIN?

AYŞE :BEN BUGÜN BİRAZ ÜZGÜNÜM ASLINDA.HABERLERDE İZLEDİM. SAVAŞLARDA  YARALANAN, ÜLKESİNİ, AİLESİNİ TERKETMEK ZORUNDA KALAN İNSANLARA ÇOK ÜZÜLÜYORUM.

AHMET:EVET AYŞE BEN DE İZLEDİM,GERÇEKTEN ZOR DURUMDALAR.

SEVGİ:ACABA ONLARA  NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ?

VELİ:BULDUM!PARA TOPLAYIP ONLARA GÖNDERSEK?

SEVGİ:ONLARIN  ŞİMDİ İŞİNE YARAMAZ Kİ.

AHMET:DOĞRU,  ONLARIN ŞİMDİ TEK DERTLERİ ÜLKELERİNDE SAVAŞIN BİTMESİ.

AYŞE:AİLELERİNİN GÜVENDE OLMASI.

BAHAR:ESKİDEN ÖZGÜRLÜĞÜN DEĞERİNİN FARKINDA DEĞİLDİK, BAYRAĞIMIZIN ÖZGÜRCE DALGALANMASI NE KADAR DA GÜZELMİŞ.BAKSANIZA ORDA ŞİMDİ ÇOCUKLAR OKULLARINA GİDEMİYOR, SIĞINAKLARDA YAŞAM  MÜCADELESİ VERİYORLAR.

BARIŞ:ATATÜRK’ÜN DEDİĞİ NE KADAR DA DOĞRU:’’YURTTA SULH, CİHANDA SULH’’

TÜM DÜNYADA BARIŞ OLMALI, TÜM İNSANLARIN YAŞAMA HAKKININ ODUĞU UNUTULMAMALI.

BAHAR:BARIŞ SENDE İSMİNİN GEÇTİĞİ ATASÖZLERİNİ ÇOK İYİ BİLİYORSUN.(GÜLÜMSERLER)

ORASI İŞİN ŞAKASI AMA BEN DE ÜZÜLÜYORUM.

SEVGİ:HEM NEYİ PAYLAŞAMIYORLAR  Kİ, ANLAMIYORUM .BU DÜNYA HERKESE YETER.YETER Kİ ONU TEMİZ TUTALIM, HOŞGÖRÜYLE, SEVGİYLE , SAYGIYLA YAŞAYALIM.(KENDİNİ HAYAL EDEREK ETRAFINDA KOLLARINI AÇARAK DÖNER.)BEN  MESELA İNSANLARIII, HAYVANLARIIIII, KUŞLARIIII, BÖCEKLERİİİİ,  DOĞAYIIIII,  YENGEÇLERİİİİ,…..

BAHAR:TAMAM AYŞECİĞİMMM, DÜNYAYA DÖNEBİLİRSİN (GÜLÜMSER)

SEVGİ:SEVİYORUM DİCEKTİM.NEYSE KONUMUZA DÖNELİM.

FİLİZ:ARKADAŞLAR BEN BULDUM GALİBA.ONLARA GİYECEK VE YİYECEK YARDIMI YAPABİLİRİZ AİLELERİMİZE  HABER VERELİM, HEM YARDIMLAŞMANIN ÇOK GÜZEL BİR DEĞER OLDUĞUNU SÖYLEMİŞTİ ÖĞRETMENİMİZ .

AHMET:AAA GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL  DÜŞÜNDÜN.ONLARA DESTEK OLMAK İÇİN MEKTUPLAR DA YAZARIZ, RESİMLER YAPARIZ.BU KÖTÜ GÜNLERİN GEÇECEĞİNİ SÖYLERİZ ONLARA.

BAHAR:OYUNCAK DA GÖNDERİRİZ.HİÇ OLMAZSA BİRAZ OLSUN MUTLU OLURLAR.

VELİ:HAYDİ ÖYLEYSE ARKADAŞLAR İŞ BAŞINA .OKUL MÜDÜRÜMÜZE DE DÜŞÜNCELERİMİZİ ANLATIRIZ BELKİ O DA YARDIMCI OLUR BİZE

SEVGİ:TAMAM, BEN VE ALİ MÜDÜR BEY’LE KONUŞURUZ.SİZ DE AİLELERİNİZE HABER VERİN.

FİLİZ:BEN DE SINIFTAKİ DİĞER ARKADAŞLARA HABER VERİRİM. MEKTUPLAR I YAZMAYA BAŞLARIZ.

 

 

  1. PERDE

OKUL  MÜDÜRÜ:GELİN BAKALIM ÇOCUKLAAAR.ANLATIN BAKALIM AKLINIZDA NE VAR?

ALİ:MÜDÜR BEY HANİ OKULUMUZDA İHTİYAÇ SAHİBİ OKULLAR İÇİN YARDIM TOPLUYORDUK YA

OKUL MÜDÜRÜ:EEE ÇOCUKLAR

SEVGİ:BU SEFER BİRAZ ULUSLARARASI BİR YARDIM SEFERBERLİĞİ BAŞLATSAK NASIL OUR?

HANİ SAVAŞ OLAN ÜLKE VAR YA ORASI İÇiN  BİZ DE ELİMİZDEN GELENİ YAPSAK ŞEHRİMİZDE BİR FARKINDALIK OLUŞTURSAK DİYORUZ.

OKUL MÜDÜRÜ:ÇOK GÜZEL  DÜŞÜNMÜŞSÜNÜZ ÇOCUKLAR.BEN DE ELİMDEN GELENİ YAPARIM BU KONUDA.İNSAN SEVGİSİ HERŞEYİN ÜSTÜNDEDİR.DİLİ, DİNİ, ÜLKESİ NE OLURSA OLSUN BİR BAŞKASININ ÜZÜNTÜSÜNÜ HAFİFLETMEYE ÇALIŞMANIZ,  ONLARA YARDIM ETMEK İÇİN ÇABA GÖSTERMENİZ GURUR VERİCİ.SİZLERLE  GURUR DUYUYORUM.

ALİ:TEŞEKKÜR EDERİZ MÜDÜR BEY.DESTEĞİNİZ BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ.

 

  1. PERDE

AYŞE: ANNEEEE, BABAAA.SİZLERLE  KONUŞMAM GEREKLİ.HANİ YAĞMURDA ISLANMIŞ KEDİYE YARDIM ETMİŞTİK, ONU ISITMIŞ VE BESLEMİŞTİK.ŞİMDİ DE  SAVAŞTA EVİNİ TERKETMEK ZORUNDA KALAN İNSANLARA YARDIM EDEBİLİR MİYİZ?

BABASI:PEKİ ONLARA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ Kİ?ONLAR BİZDEN ÇOK UZAKTALAR.

ANNESİ:ONLARA GEREKLİ OLAN BATTANİYE ,GİYSİ, HAZIR YİYECEK GİBİ ŞEYLERDEN OLUŞAN BİR TIR GÖNDERİLEBİLİR. AMA BU BİRAZ  ZORLU BİR GÖREV OLUR.YİNE DE  ELİMİZDEN GELEN DESTEĞİ SAĞLARIZ.BEN KOMŞULARA DA HABER VEREYİM.

AYŞE:OKUL MÜDÜRÜMÜZ DE BİZE DESTEK OLACAĞINI SÖYLEMİŞ.İSTEĞİMİZİ VALİ BEYE  DE İLETECEKMİŞ.

 

  1. PERDE

KONUŞMACI: AYŞE, ALİ VE ARKADAŞLARININ ÇABALARI, TÜM MAHALLE  SAKİNLERİ, OKUL  MÜDÜRÜ VE VALİ BEYİN DESTEĞİYLE  BÜYÜK  BİR TIR YARDIM MALZEMELERİYLE YOLA ÇIKTI.O TIR SADECE SAVAŞ  BÖLGESİNDEKİ  ÇOCUKLARA, ANNELERE  İHTİYAÇ SAHİPLERİNE TEMİZ SU, YİYECEK, GİYECEK, BATTANİYE  GÖTÜRMEKLE KALMADI,  ONLARA  UMUT OLDU, YAŞAMA SEVİNCİ VERDİ.

SAVAŞLARIN HİÇ OLMADIĞI, ÇOCUKLARIN GÜLDÜĞÜ, YARDIMLAŞMANIN ÖNEMİNİ BİLEN, İNSANLARA İNSAN OLDUKLARI İÇİN DEĞER VEREN İNSANLARIN  ÇOĞALDIĞI  BİR   DÜNYA DİLEĞİYLE…

 

ROLLER:AYŞE, ALİ, BARIŞ, AHMET, SEVGİ, VELİ, FİLİZ, BAHAR, ANNE, BABA, OKUL MÜDÜRÜ, KONUŞMACI

3

Gizem Miray ARSLAN

Şehit İsa Yüksel İlkokulu

2-A Sınıfı/GİRESUN

 

HASTA ZİYARETİ

 

Zeliha çok akıllı ve çalışkan bir kızdır. Aynı zamanda düşünceli ve duygusaldır. Günlerden bir gün okuldan eve gelir ve annesini mutfakta bazı hazırlıklar yaparken görür.

 

Merakla sorar:

  • Anneciğim merhaba, ne yapıyorsun?

 

  • Zelihacığım hoş geldin. Babaannen ameliyat oldu biliyorsun ki onu ziyarete gideceğiz. Hazırlık yapıyorum. Sen ne yapıyorsun, günün nasıl geçti?

 

  • Oleeeeey! Babanneme gidiyoruz, çok özledim onu. Bugüne gelince okul harika geçti derste yeni bir sürü şey öğrendik. Özellikle canlılarla ilgili.

 

Annesi:

  • Öyle mii? Bak şimdi çok merak ettim öğrendiklerinizi biraz bahseder misin?

(Annesi bir yandan hazırlık yapmaya devam eder ve bir yandan Zeliha’yı dinler)

 

  • Öncelikle insanlar ve hayvanlar nasıl canlı varlıklarsa bitkiler de canlı varlıklarmış anneciğim. Onların da canlılık özellikleri ve bazı ihtiyçları varmış. Beslenmek gibi, boşaltım gibi…

 

  • Ayy ne kadar faydalı bilgiler verdin bana böyle teşekkür ederim akıllı kızım. ( Kızına sarılır ve onu öper.)

 

  • Ne demek anneciğim. Sen iste yeter ki her zaman veririm. (Anne kız gülüşürler ve anne işine geri döner.)

Anne:

  • Zeliha kızım karnın acıktı mı? Ispanak yemeği yaptım biraz ye istersen babaannene gitmeden?

 

  • Harikaaaaa! Anneciğim ıspanağa bayılırım çok yararlı bir sebze. Hem öğretmenim de sık sık yemelisiniz diyor. Ellerimi yıkayıp hemen geliyorum.

 

  • Ben hemen tabağını hazırlıyorum.

 

(Zeliha ellerini yıkar ve koşarak mutfağa gelir)

 

  • İşte geldim burdayım.

 

  • Al bakalım ıspanağını canım.

 

( Zeliha sofraya oturur ve annesinin doldurduğu tabağı hemencecik bitirir.)

 

  • Anneciğim ellerine sağlık. Her zamanki gibi harika olmuş. (tabağını tezgaha bırakır.
  • Afiyet olsun güzel kızım.
  • Anneciğim ben de sana yardım etmek istiyorum. Babannem için ne yapabilirim.
  • Hmm bir düşüneyim. Ben her şeyi hallettim aslında. Sen de bahçeden babannen için rengarenk çiçekler toplayabilirsin. Babaannen çok sevinir.

 

  • Harikaaaa hemen bahçeye inip çiçek toplayacağım. Birazdan görüşürüz anneciğim.

 

  • Görüşürüz canım.

 

( Zeliha bahçeye iner ve toplamak için çiçeklerin arasında dolaşmaya başlar. Ancak bir türlü hangisini koparacağına karar veremez. Kendi kendine ve çiçeklerle konuşmaya başlar.)

 

  • Güzel gül ağacı senin güzel kokulu güllerinden mi koparsam? Babaannem çok beğenir.

 

Gül Ağacı: Evet güllerim çok güzel ve çok güzel kokuyor ancak gölgemde bir köpekcik uyuyor onu gölgesiz mi bırakacaksın güzel kız? Hem beni nerede yaşatacaksın? Benim evim toprak. Dalımdan ayrı güzel kokamam ve yaşayamam.

 

(Başka çiçeğe yönelir.)

 

  • Ne güzelsiniz papatyalar. Sizden mi koparsam birkaç tane? Ama görüyorum ki üzerinize arılar konmuş bal yapmak için besleniyorlar.

 

  • Papatya: Sen iyi kalpli bir kıza benziyorsun, görüyorsun ki üzerime arılar konmuş bal yapmak için besleniyorlar. Beni kopararak onları besinsiz bırakacaksın ve sağlığımız için en yararlı besinlerden biri olan balı yapamayacak.

 

(Başka çiçeğe yönelir.)

 

  • Aa ne güzel pembe pembe zambaklar bunlardan mı toplasam?

 

Zambak: Bana nasıl kıyacaksın akıllı kız? Görüyorsun ki kuşlar dallarıma yuva yapmış.

Dallarıma zarar verirsen zavallı kuşlar evsiz kalır. Bu yavrucaklar evsiz ne yapar? Kendilerini nasıl korurlar?

 

( Zeliha tüm çiçeklere döner ve konuşur.)

 

  • Bana çok güzel bir ders verdiniz sevgili çiçekler. Hepiniz çok güzelsiniz ve dalınızda rengarenk görünüyorsunuz. Sizleri dalınızdan koparırsam bu güzellik yok olacak solacak ve yavaş yavaş öleceksiniz. Oysa ki dalınızda kalsanız hem böyle rengarenk kalacak  hem de bir çok canlıya faydanız dokunmaya devam edecek. Bu kötülüğü size yapamam.

 

 

 

 

 

 

(Zeliha çiçek toplamaktan vazgeçerek eve döner. Kapıyı çalar. Annesi kapıyı açar ve şaşırır.)

 

 

  • Kızım hiç çiçek toplamamışsın?

 

  • Anneciğim o güzek çiçeklere kıyamadım. Koparamadım. Dallarında o kadar güzel duruyorlardı ki. Birçok canlıya da faydaları vardı. Hem bugün derste öğrendiklerimizi hatırladım onların da birer canı var, onları öldürmüş olacaktım.

 

 

  • Haklısın benim akıllı, düşünceli kızım. Çiçekler dallarında güzeldir onları koparmamalıyız uzaktan dallarında sevmeliyiz. Bunu ben de unuttum ama sen iyi ki hatırlattın.

 

  • Ama babaanneme ne götüreceğim şimdi?

 

 

  • Dur bir düşüneyim. Buldum babaannene saksıya yeni ektiğim menekşeyi götürebiliriz.

 

  • Harikaaa babaanem de onu sular ve sevgisiyle büyütür. Bu işe bayıldım, hiçbir çicek zarar görmeyecek.

 

 

  • Eveeet babaannen de bu işe çok sevinir, çiçekleri koparsak üzülebilirdi. Çiçekleri dallarında sevelim. Koparanları da bundan böyle uyaralım.

 

SON

 

Roller: Zeliha, Anne, Papatya,Gül Ağacı, Zakkum

4

AYLA PARLAK PURSAKLAR

MEHMET AKİF ERSOY İLKOKULU/ANKARA

 

ÇEVRE SEVGİSİ

………………………………………………………………………………..

(Olay bir parkta geçmektedir.)

Çınar Ağacı:Merhaba ben Çınar ağacı.Yıllardır bu parkta yaşıyorum.Buraya ne zaman ve ne şekilde geldim hatırlamıyorum bile.Ardıç ağacı,servi ağacı,ladin,gürgen,meşe hepsi benim arkadaşlarımdır.

Hatta laleler,sümbüller,menekşeler bile.

Biz yıllardır mutlu mutlu yaşarız bu parkta.Ta ki son yıllara kadar.Son yıllarda neler mi oldu?Neler olmadı ki!!!

(Parktan yaşlı amca ve iki çocuk geçmeketedir.Aceleleri vardır.Marketten çıkmışlar ellerinde poşetlerle bir yere gitmekteler.

Yaşlı Amca:Gel yavrum.Geç kaldık. Çabuk olun!

1.Çocuk:Bisküvimi yiyebilir miyim?

  1. Çocuk:Bende çikolatımı yemek istiyorum.

(Yaşlı amca poşetten bisküviyi çıkarır ambalajı açar,bisküviyi çocuğa verir ambalajı yere atar.Çikolatayı ambalajından sıyırır,çikolatayı çocuğa verir,ambalajı yere atar.)

Yaşlı Amca:Artık susun da yürüryün.Geç kalıyoruz.

(bisküvi ve çikolataltını yiyerek sahneyi terk ederler.)

(Sahneye üç kız arkadaş girer.Ellerinde cep telefonları ve çekirdek paketleri  vardır.Gülüşüp şakalaşmakta ve telefondan birbirlerine biseyler göstermektedirler.Gelip banka otururlar.Kızlardan biri çekirdek paketini açar.Arkadaşlarına ikram eder.Üçü çekirdek yemeye başlar.Yedikleri çekirdekleri yere atmaktadırlar.)

-Bu gömlek şahane görünüyor.

-Hayır bence bu tişörtü almalısın.

-Birde buna bak.Hayır diyeyemeyeceksin.

(Banktan kalkarlar.Ellerindeki çekirdek paketini yere atarlar.Pakete de bir tekme atarak ellerinde telefonlarla sahneyi terk ederler.)

Anne-kız ellerinde çöplerle çöp kutusuna doğru gitmektedirler.

Anne:Kızım ben markete gideceğim. Sen bu çöpe atıver.Yalnız dikkat et,bu poşettekileri çöp kutusuna,şunları da geri dönüşüm kutusuna atacaksın.Sonrada oturur arkadaşlarını beklersin burda.Keyfinize bakın siz.Akşam eve geç kalma olur mu kızım.

Kız:Tamam anne.

(anne gider)

Kız bütün çöpleri çöpe kutusuna atar.

(O sırada çimenlerde gezinen çiçekleri koklayan kız durumu fark eder.)

-Çiçek koklayan kız:Annen sana geri dönüştürülebilir olanları geri dönüşüme atmanı söyledi.

-Sana mı soracağım.Ben annemi dinlemiyorum.Sende kimsin?Çok istiyorsan kendin at.

(Çiçek koklyan kız  sahneyi terk eder.Çöp atan banka oturur etrafı seyretmeye başlar.)

O sırada ağacın gölgesine oturmak için yaşlı bir teyze ağır adımlarla sahneye girer,banka oturur.

Çöp atan kız:Parkta kimsecikler yok.Arkadaşlarım gelene kadar şu keki yiyeyim. Canım istedi vallahi.

Buda amma büyükmüş,hepsini bitiremem.Birazını şu yaşlı teyzeye vereyim bari.Keki paketinden çıkarır,ikiye böler,ambalajını yere atar.

-Teyzeciğim alır mısın?

-Sağol yavrum.Benimde Çantamda şeker vardı. kan şekerim düşer gibi oldu.Onu yiyeyim ben.

(Şekeri çantadan çıkarır,ambalajını yere atar.Şekeri ağzına atar.)

Çöp atan kız:Arkadaşlarım gelmeyecek galiba. En iyisi eve gideyim. Bekle bekle sıkıldım.

Yaşlı teyze:Kendimi biraz daha iyi hissediyorum yavaş yavaş eve gideyim bari.

(Gidereken bastonu ile şeker ambalajını ittirir.)

Sahne boşalır.Ağaç konuşmaya başlar.

İşte böyle davranan insanlar yüzünden dünyamız kirleniyor.Yaşanmaz bir hal alıyor.İnsanlar bir gün inşallah bilinçlenecek .

Oradan geçen üç çocuk ağacın üzüntülü haline üzülür.Ellerine poşet alıp yerdeki çöpleri toplamaya başlarlar. Bu sırada CANIM KARDEŞİM-TRT ÇOCUK  ÇEVRE ŞARKISI çalmaya başlar.

Ağaç:Evimizi nasıl kirletmiyorsak çevreyi de kirletmemeliyiz.

Çocuklar:Bu dünya evimizdir.

 

 

5

Asiye GÜRZ

NİZİP MEHMET CEMAL DİKİCİ İLKOKULU/GAZİANTEP

 

                                 İYİLİĞİN GÜCÜ

KARAKTERLER

Yaşlı amca: Ali               Komşular: Ferhat, Ayşe, Fatma, Bilal

Yaşlı teyze: Zeynep      Manav Çırağı: Kübra

Küçük çocuk: Mert       Öğretmen: Kadir

Kedi- Köpek: Boncuk- Karabaş

Manav: Nebi

( Gösteri Ali amcanın eşi Zeynep teyze ile konuşması ile başlar.)

 

Ali Amca: Zeynep hanım ben çıkıyorum. Nerdeydi senin almamı istediğin şeylerin listesi?

Zeynep teyze: ( Koşturarak gelir) Burada Ali Bey burada.

Ali amca: Başka istediğin bir şey var mı?

Zeynep teyze: Yok bey sağ olasın. Bunları al yeterli olur.

( Evden çıkan Ali amca yürüyerek manava doğru gider. Yolda küçük bir çocuğun ağlayarak oturduğunu görür. İçinden üzülerek yoluna devam eder. Ancak aklı çocukta kalmıştır. Manava ulaşır.)

Manav Nebi: Oooo Ali Amca hoş geldin. Nasılsın? İyisin inşallah

Ali amca:  İyiyim Nebi, sen nasılsın?

( Manav Nebi, Ali amcanın düşünceli olduğunu fark eder ve sorar.)

Manav: Ali amca hayırdır bir sıkıntı mı var? Düşünceli gördüm seni.

Ali Amca: yolda gelirken bir çocuk gördüm hali pek perişandı. Sormadım da ne olduğunu aklıma takıldı.

Manav: Kimi kimsesi yok mudur acaba? Bizim esnaf arkadaşlar bilir.

Ali amca: Sanmıyorum Nebi, üstü başı çok perişandı.

Manav: ( Üzgün bir ifade ile) Bak benimde aklıma takıldı.

( O sırada manavda alacakları hazırlanan Ali amca malzemelerini alarak çıkar. Dönüş yolunda küçük çocuğun hala orda olduğu görür ve yanına yaklaşır.)

Ali amca: Neden ağlıyorsun yavrum. Annen baban nerde?

Mert: ( Ağlayarak) Annem babam nerde bilmiyorum.

Ali amca: Ağlama buluruz aileni gel bakalım sen benimle. Adın ne senin?

Küçük çocuk: Mert adım Mert.

Ali Amca: Benim adımda Ali. Gel bakalım bize gidelim önce senin karnını doyuralım açsındır sen. Sonra da aileni ararız.

Mert: ( Çekinerek) Tamam Ali amca.

Beraber eve doğru giderler. Yolda Ali amca kendinden ve eşinden bahseder. Evlerinde evcil hayvanları olduğunu anlatır. Eve ulaşırlar)

Ali amca: Zeynep hanım bak misafirimiz var.

Zeynep teyze: ( Sevecen bir ifadeyle) aaaa ne kadar sevimlisin sen böyle.

Ali amca,Zeynep teyzeye Mert’i neden eve getirdiğini anlatır. Zeynep teyze Mert’in üstünü değiştirir, elini yüzünü yıkamasına yardımcı olur. Daha sonra yemek masasına otururlar.)

Ali amca: Yarın seninle karakola gideriz. Senin için ne yapabiliriz bakarız olur mu Mert?

Mert: Olur Ali amca.

( Zeynep teyze mert’i uyuması için yatağa götürür. Daha sonra ali amca ile sohbet etmeye başlar.)

Zeynep teyze: Ali bey iyi yapmışsında ya çocuğu kötü bir yere verirlerse o zaman ne olur?

Ali amca: Bilmiyorum ki Zeynep hanım yarın ola hayrola.

Zeynep teyze: Eğer bulunamazsa bize getir. Biz bakarız bu küçük çocuğa ne dersin?

Ali amca:İzin verirler mi ki?

Zeynep teyze: Bizim komşulardan Ayşe ile Bilal de böyle bir şey yapmışlardı. Ben yarın sorarım.

( Ertesi sabah Ali amca Mert ile çıkarlar. Zeynep teyze de komşularına gider. Kapıyı çalar.)

Ayşe hanım: Merhaba Zeynep teyze buyur ne istemiştin.

Zeynep teyze: Sana bir şey sormam gerek Ayşe müsait misin?

Ayşe hanım: Müsaitim Zeynep teyze gel içeri buyur.

(Olanı biteni anlatan Zeynep teyze, Ayşe hanımdan öğreneceklerini öğrenir ve evden çıkar. Eve döner Ali amca ve Mert’in dönmesini bekler. Ali amca ve mert eve döner .)

Zeynep teyze: Hoşgeldiniiiiz! Ne yaptınız Ali bey? Bulabildiniz mi?

Ali amca: Mert’in ailesi yokmuş Zeynep hanım. Çocuk perişan halde dışarıda geziyormuş meğer. Polislerden izin aldım bir süre bizde kalacak.

Zeynep hanım: Ben Ayşe ile konuştum her şeyi anlattı. Mert bizimle yaşayabilir.

Ali amca: Bu çok iyi bir haber Zeynep .

( Gerekli işlemler yapılır ve Mert artık Zeynep Teyze ve Ali amca ile yaşamaya başlar. Okula yazılır ve okula gitmeye başlar. Okulda çok başarılı bir öğrencidir.)

OKUL SAHNESİ

Ali amca : Merhaba hocam. Ben Mert’in durumunu öğrenmek için gelmiştim.

Öğretmen Kadir: Mert çok başarılı bir öğrenci Ali bey. Eminim ki ileride çok başarılı biri olacak. Zaten kendi de doktor olmak istiyor.

( Aradan yıllar geçer Mert büyür ve çok istediği meslek olan doktorluğu yapmaya başlar. Bir gün klinikte hasta beklerken kapı çalar ve eski bir tanıdık içeri girer.)

 

 

 

HASTANE SAHNESİ

Mert: Buyurun rahatsızlığınız nedir?

Komşu Ayşe: Doktor bey benim buram ağrıyor( Eli ile karnını gösterir.)

(Mert muayane yapmak için sedyeye hastaya yatmasını ister ve muayene etmeye başlar. Daha sonra hasta kalkar ve bir anda şaşkın bir ifade ile)

Komşu Ayşe: Aaaaaa! Mert sen misin? Demek doktor oldun. Ne kadar güzel. Tanıdın mı beni. Ayşe ablan. Komşunuzdum.

Mert: Tanıdım Ayşe abla tanıdım.

Ayşe: Ne iyi insanlardı Zeynep teyze ve Ali amca. Bak seni okutmuşlar koskoca doktor olmuşsun.

Mert: Evet onların haklarını asla ödeyemem. Üzerimde çok büyük emekleri var. Beni evlerine aldılar, baktılar, büyüttüler. İyilik yapmak herkesin yapabileceği bir şey ama onların yaptığı benim için çok ayrı.

(İYİLİK HER ZAMAN VE HER AN YAPILABİLEN BİR DAVRANIŞTIR. ÇEVREMİZDEKİ İNSANLARA, SOKAKTAKİ BİR HAYVANA HATTA BİR ÇİÇEĞE BİLE İYİLİĞİMİZ DOKUNABİLİR. İÇİNİZDEKİ İYİLİK VE SEVGİ HİÇ SÖNMEMSİN.)

HEP BİRLİKTE SÖYLENECEK CÜMLE

Tiyatro bir dünyadır, hayaller ve gerçekler sahnede yaşanır.

 

 

 

 

6

ZEYNEP ÖZDEMİR GÖKSUN

ŞEHİT YAVUZ SELİM ARSLAN İLKOKULU KAHRAMANMARAŞ

 

DUYU ORGANLARI KONUŞURSA

İki arkadaş parkta karşılaşır. Can gözlüklü, kambur, bağırarak konuşan, elinde kola ile dolaşan; Murat ise elinde kitap eşofmanlarını giymiş yürüyüş yapmaya çıkmış gayet sağlıklı bir çocuktur.

Can (Telefonda bağırarak konuşur): Neeee anlamadımmm gelirken sekerek mi geleyim. Hee ne bağırıyorsun ekmek alıp gelirim anladım. Kapat kapat hem yanlış söylüyor hem bana bağırıyor.

Karşıdan gelen Murat’ı görür ve bağırararak: Ooooo Murat Bey sizi buralarda görmek ne güzel.

Murat: Ben her gün yürüyüşe çıkar sonra da bir ağaç altında kitap okurum. Asıl ben seni çok görmüyorum buralarda.

Can (Bağırarak konuşur): Sıcacık evimde bilgisayarda oyun oynayarak eğlenmek varken ne diye buralara gelip kendimi yorayım.

Murat: Spor yapıp, temiz hava alarak sağlıklı olmak varken ne diye gözlerimi yorup hareketsiz bir şekilde evde oturayım ki!!!

Can (Bağırarak konuşur): Nerem sağlıksız gayet de sağlıklıyım.

Murat: Organların dile gelip konuşsa bağırırlar sana bize karşı sorumluluklarını yerine getirmiyorsun diye…

Can (Bağırarak konuşur): Ne sorumluluğum varmış onlara karşı onlar görevini iyi yapsın. Ama duyu organlarım konuşsaydı ne komik olurdu. Ne derlerdi acaba konuşsalar bize.

 

Duyu organları sırayla sahneye çıkar:

Can’ın Gözü: Ahhhhh ahhhh kardeş bu Can’dan çok şikâyetçiyim. Bana hiç iyi bakmıyor. Televizyonu dibinden izler, Telefonun ışığını çok açar yakından bakar, bilgisayar oyunlarının başından kalkmaz. Şu halime baksana ahım gitti vahım kaldı.

Murat’ın gözü: Valla kardeş Murat bana çok iyi bakıyor; sabah kalkar önce elini yüzünü yıkar, hep sağlıklı yiyecekler yiyerek görme yeteneğine katkıda bulunur, televizyona uygun mesafeden bakar ve öyle çok izlemez, bol bol kitap okur ama okuma mesafesine çok dikkat eder.

Can’ın Gözü: Nerdeee mesafeye dikkat etmek. Doktora gitti doktor bir sürü uyarı yaptı üstüne gözlük kullanmasını söyledi ama hala aynı sorumsuzluğuyla devam ediyor.

Murat’ın Gözü: Vah vaahhh çok üzüldüm kardeş. Sen mi bir şeyler yapsan acaba? Belki o zaman anlar.

Can’ın Gözü: Yapmaz olur muyum? Uyarı veriyorum gözümden yaş akıtıyorum pis kollarıyla siliyor, her yeri bulanık gösteriyorum iyi ki gözlük var deyip umursamıyor, kan çanağına döndüm arı sokmuş gibi şiştim yine de bana mısın demedi.

Murat’ın Gözü: Sen elinden geleni yapmışsın. Bundan sonra körlüğe kadar gider bunu bilmiyor mu acaba?

Can’ın Gözü: Bilmez olur mu ailesi de çok uyarıyor ama hiç kimseyi dinlemiyor.

Murat’ın Gözü: Diyecek bir şey bulamadım kardeş Allah yardımcın olsun.

 

 

Can’ın Ağzı( pis koku yayarak gelir)

Murat’ın Ağzı: Offf bu kötü koku da nerden geliyor?

Can’ın Ağzı: Kusura bakma benden geliyor kardeş.

Murat’ın Ağzı: Neden bu kadar kötü kokuyorsun ki?

Can’ın Ağzı: Neden olacak Can bana hiç iyi bakmıyor. Durmadan şekerli asitli yiyecekler tüketiyor. Dişlerim çürüdü, ağzımda mikroplar birikti. Ama hiç umurunda değil.

Murat’ın Ağzı: Aaaa çok şaşırdım sağolsun Murat bana çok iyi bakar. Sağlıklı yiyeceklerle beslenir. Günde en az iki defa dişlerini fırçalar. Çok sıcak veya soğuk şeyler tüketmez. Düzenli olarak diş doktoruna muayene olur.

Can’ın Ağzı: Doktora kaç defa diş çektirmeye gitti. Doktor ağzında diş kalmayacak dedeler gibi dolaşacaksın dese de bana mısın demiyor, aynı umursamazlıkla devam ediyor.

Murat’ın Ağzı: Senin adına üzüldüm. İnşallah Can ağız bakım sorumluluklarını yerine getirir de sen de bu fena durumdan kurtulursun.

 

Can’ın Kulağı: Ahhhh kulağım ahhh zarım patladı ahhh içimden mikroplar akıyor.

Murat’ın Kulağı: Hayırdır kardeş savaştan mı çıktın? Bu ne hal ne oldu sana böyle?

Can’ın Kulağı: Ne olduğu belli değil mi? Şu mikroplara bak söylenilenleri işitecek yer mi kaldı? Kulaklığı takıyor yatana kadar çıkarmıyor. Bide çok yüksek sesle dinliyor.

Murat’ın Kulağı: Arkadaş sağır olur duyamaz sonra farkında değil mi?

Can’ın Kulağı: Zaten duymuyor baksana bağıra bağıra konuşuyor.

Murat’ın Kulağı: Allah Allaaaahhh anlamıyorum insan kendine neden bunu yapar? Murat hiç öyle değil çok dikkat eder. Kulaklık fazla kullanmaz, yüksek sesli ortamlarda çok durmaz, kulak temizliğine dikkat eder.

Can’ın Kulağı: Ne kadar özenli biriymiş ne kadar güzel. Keşke Can da öyle olsa Murat gibi kulaklarına iyi baksa.

 

 

Can’ın Burnu(Kenardan kan akıyor): Ahhh canım acıyor yardım eden yok mu? Biri şu çocuğu durdursun.

Murat’ın Burnu: Ne oldu sana? Dayak mı yedin, nedir bu halin?

Can’ın Burnu: Dayak yesem daha iyi. Her gün burnunu karıştırır, burun kıllarını koparır ne çektim ben bu Can’ın elinden bilemezsin.

Murat’ın Burnu: Keşke Murat’ın baktığı gibi özenli davransa sana karşı. Üzüldüm senin için.

Can’ın Burnu: Sana nasıl bakıyor ki? İnan özenli davranmak nedir hiç bilmiyorum. Yıllardır perişanlık içinde yaşıyorum.

Murat’ın Burnu: Burnu kirlenince nazikçe peçeteyle temizler, soğuktan sıcaktan korur, ne olduğunu bilmediği şeyleri kesinlikle koklamaz.

Can’ın Burnu: Vayyy beee Murat sana ne kadar güzel bakıyormuş. Keşke Can da böyle olsaydı.

 

 

Can’ın Derisi(Kirli pul pul dökülmüş, pis kokan bir el):

Murat’ın Derisi: Öffff bu kötü koku da nerden geliyor? Çöpü mü atmayı unuttular?

Can’ın Derisi(Utanarak): Şeyyy pardon o koku benden geliyor.

Murat’ın Derisi: Neden böyle pis kokuyorsun?

Can’ın Derisi: Can bana hiç iyi davranmıyor ki. Dokunmadığı yer yok; elini pis yerlere sürüyor, kulağını burnunu karıştırıyor. Bunları yapıp bir de ellerini hiç yıkamıyor.

Murat’ın Derisi: İnsan kendine böyle körü davranır mı? Hiç mi kokudan rahatsız olmuyor acaba?

Can’ın Derisi: Koku alabildiğinden emin değilim. Burnuna da hiç iyi davranmadığı için burnunun da görevini yapabildiğini sanmıyorum.

Murat’ın Derisi: Vah vahhh kardeş durumuna çok üzüldüm. Biz derilerin görevi insanları dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumak. Bize iyi bakmalılar, bizi temiz tutmalılar ki biz de görevimizi yapalım.

Can’ın Derisi: Ne görevi arkadaşım oyun oynamaktan parmaklarımın ucu hissetmez oldu. Banyo yapmadığı için derimin üzerinde kir tabakası oluştu. Biri bu çocuğu durdursun yavv.

Murat’ın Derisi: Bu çocuk iyi bir uyarıyı hak ediyor. Baksana tüm duyu organları ondan şikayetçi. İyi bir ders almalı ki duyu organlarına karşı sorumluluklarını yerine getirsin.

 

O sırada bütün organlar gelir.

Can’ın Ağzı: Görevlerimizi yapmayı bırakalım var mısınız arkadaşlar?

Hepsi bir ağızdan varıııızzz der.

 

Can uykudan bağırarak uyanır ‘’Hayıııırrr’’

Uykuda olduğunu anlar. Vücuduna dokunur. Ohhhh çok şükür sağlığım yerinde. Bir daha sağlıklı beslenip, kişisel bakımımı düzenli yapacağım ve duyu organlarıma karşı sorumluluğumu yerine getireceğim.

 

 

7

FATMA ÖZTÜRK ŞEHİT İSA YÜKSEL İLKOKULU 3 B SINIFI GİRESUN

 

BARIŞ VE SEVGİ

Kişiler: BARIŞ, SEVGİ, 2 ERKEK OYUNCU,  KIZ ÇOCUĞU

BARIŞ: ( Sahneye girer ) Sevgi

SEVGİ: Efendim Barış?

BARIŞ: Görüyor musun?

SEVGİ: Neyi Barış?

BARIŞ: Karıncaları…

SEVGİ: Evet.

BARIŞ: Nasıl yiyecek taşıyorlar yuvalarına?

SEVGİ: Evet.

BARIŞ: Sevgi sence karıncaların yuvalarını bozsam nasıl olur?

SEVGİ: Barış inanmıyorum.

BARIŞ: Karıncalar ne yapar sence?

SEVGİ: Barış darmadağın olur hepsi.

BARIŞ: Ama mutlaka başka bir yerde bir yuva kurarlar.

SEVGİ: Zor olur ama kurarlar eninde sonunda.

BARIŞ: Peki sevgi yaşadığımız dünyayı ele alalım. Dünyanın herhangi bir yerinde oluşan felaketlerde insanlar birlikte dayanışma yoluyla felaketin yaralarını sarmaya çalışıyorlar.

SEVGİ: Evet bu insanlığın gereği Barış

BARIŞ: Doğal felaketleri anlamak mümkün. Deprem, sel, hortum gibi…… ama benim anlayamadığım şey insanlar.

SEVGİ: İnsanlar mı?

BARIŞ: Evet Sevgi… Bir dünya düşün içinde sadece barış ve paylaşmak olsun. Attığın her adımda yeşillikler çiçekler, mis gibi bir atmosfer hissedebileceğin bir dünya. Bu dünyada yaşamak ister miydin?

SEVGİ: Kim yaşamak istemez ki Barış

BARIŞ: Diğer taraftan içinde kavga ve savaşları barındıran olumsuzluklarla dolu bir dünya…Yani şimdiki gibi…

SEVGİ: Barış kim ister ki bu anlattığın dünyayı

BARIŞ: Biz insanlar farkında olmadan olumsuzluğa doğru sürükleniyoruz.

SEVGİ: Haklısın Barış her yer şiddet dolu, insanlar birbirlerine zarar veriyor. Suriye ve Ukrayna’da sebepsiz yere insanlar yuvalarından ve hayatlarından ediliyor. Doğayı olabildiğince bozuyorlar. İnsanlar yüreklerinde ki sevginin yerine artık nefret ve kin yaşatıyor.

BARIŞ: İnsanlara sevgi, barış, kardeşlik duygularının ne kadar önemli olduğunu anlatamaz mıyız.

SEVGİ: Barış nasıl yapacağız dinlemezler ki. Birçoğu bilgisayar başında sanal savaş oyunları oynuyor ve şu kadar öldürdüm bu kadar ezdim hep sohbetleri bu. Artık sanal bir robot haline gelmişler.

 

BARIŞ: Sevgi bak şuradaki çocuklara ne kadar anlamsız ve acımasız oyun oynuyorlar.

SEVGİ: Evet haklısın. Biraz önce de bahsettiğim gibi bu olumsuzlukları hep bilgisayar oyunlarıyla öğreniyorlar. Artık buna bir dur dememiz lazım.

BARIŞ: Başka bir oyun oynayalım mı birlikte?

SEVGİ:Evet,nasıl bir oyun?

BARIŞ: Birlikte yardımlaşarak oynayacağımız bir oyun. Yolda anlatacağım çabuk olmalıyız.

SEVGİ: Peki öyle olsun. ( Işıklar söner. Barış, Sevgi ve kız çocuğu karıncaların yuvasının etrafına çit yapmışlardır. Üzerine bir levha “Dikkat burada karıncaların yuvası var.”)

BARIŞ: Evet arkadaşlar harika oldu.

SEVGİ: Bir elin nesi var iki elin sesi var.

KIZ ÇOCUĞU: Evet çok güzel oldu. ( Dışarıdan sesler.)

BARIŞ: Geliyorlar.

SEVGİ: Umarım yaptığım çiti bozmazlar.

  1. ÇOCUK: Eğer bozarlarsa kavga ederiz.

BARIŞ: O zaman onlardan farkımız kalmaz. ( Çocuklar girer.)

  1. OYUNCU: ( Levhayı okur. )Dikkat burada karıncaların yuvası vardır.
  2. OYUNCU: Ne vardır?
  3. OYUNCU: Karıncaların yuvası.
  4. OYUNCU: Arkadaşlar duydunuz mu burada karıncaların yuvası varmış.
  5. OYUNCU: Hadi şu saçma şeyi bozalımda oyunumuza başlayalım.

SEVGİ: Hayır ona dokunamazsınız

  1. OYUNCU: Nedenmiş?

SEVGİ: Çünkü okuduğunuz gibi burada karıncaların yuvası var.

  1. OYUNCU: Bu ne saçma her yerde karıncaların yuvası var.
  2. OYUNCU: Yaa arkadaşlar böyle deli saçması şeylerle mi uğraşacağız. Hadi başlayalım oyunumuza.
  3. OYUNCU: Evet yaa. Hadi önce çiti sökelim.

BARIŞ: Durun arkadaşlar lütfen dokunmayın o çite.

K.ÇOCUK: Karıncalara zarar veremezsiniz. Onların yuvasını bozmanıza müsaade etmeyeceğiz.

2.OYUNCU: Biz onların yuvasını bozmayacağız ki sadece oyun oynayacağız ve oyunumuza bu çitler engel.

  1. OYUNCU: Hem yerde binlerce karınca var. Farkına varmadan belki kaç tanesinin üstüne basıp öldürdük.

BARIŞ: Ama şimdi farkındasınız burada karınca yuvası var.

  1. OYUNCU:Varsa var bize ne yaa !!!

BARIŞ: Arkadaşlar hepinizin bir evi var değil mi?

  1. OYUNCU: Var.

BARIŞ: Peki evinize akşam dönerken bir bakıyorsunuz ki eviniz yok. Ne yaparsınız?

  1. OYUNCU: Hemen evimi çalan hırsızı yakalarım.

SEVGİ: Arkadaşlar Barış’ın anlatmak istediğini anlamak istemiyorsunuz. Eve gittiğinizde bir bakıyorsunuz anneniz, babanız yok. Eviniz yıkılmış, ne yaparsınız diyor.

1.OYUNCU: Ben böyle bir şeyi düşünmek bile istemem doğrusu.

BARIŞ: Hiç kimse istemez ki… Şu gördüğünüz karıncalar bile

2.OYUNCU: Hayvanlardan farklı birçok özelliğimiz var yani Barışçım bizi karıncalar ile bir tutamazsın.

1.OYUNCU: Offf offf sıkıldım yaa. Ne zaman başlayacağız…

2.OYUNCU: Barış şu saçmalığa son verdiğinde.

SEVGİ: Birbiriniz ile savaşmak için çıldırıyorsunuz dimi???

1.OYUNCU: Bu sadece bir oyun.

BARIŞ: İçinde şiddet olan bir şey oyun olamaz.

SEVGİ: Arkadaşlar gelin bu savaş oyunlarına, kavgaya, şiddete bir son verelim sevgi dolu oyunlar oynayalım.

BARIŞ:Evet var mısınız arkadaşlar???Her yüreğe bir sevgi ekelim. Daha güzel yarınlar için, güzel dostluklar için, paylaşmak için bugünden itibaren her yüreğe bir sevgi ekelim.

SEVGİ: Bunu yapmak o kadar eğlenceli ve basit ki.

BARIŞ: Sana en yakınından başlayabilirsin mesela.

SEVGİ: En yakının kim biliyor musun?

BARIŞ: Sensin.

SEVGİ: İnsanın en yakını yine kendisidir.

BARIŞ: Önce kendi yüreğine sevgi tohumları aşılamalısın ki daha sonra çevrendekilerin yüreğine sevgi ekebilesin.

SEVGİ: Arkadaşlar gözlerinizi kapatın ve bu güne kadar yaptığınız tüm güzellikleri ve size heyecan veren olayları düşünün.

BARIŞ: Kalbiniz kıpır kıpır etmeye başlayacak birazdan.

SEVGİ: O anı tekrar yaşamanın verdiği heyecan senin tüm olumsuzluklarını, sıkıntılarını beyninden silip atacak.

BARIŞ: Yüreğinizde sevgi ateşinin canlandığını hissedebiliyor musunuz?

HEPSİ: Evet.

SEVGİ: İşte bu yüreğinizdeki sevgi tohumları.

BARIŞ: Ektiğin bu sevgi tohumu kalbinde çok kısa sürede filizlenecek.

SEVGİ: Senin ektiğin bu sevgi tohumu yavaş yavaş tüm dünyayı saracak ve kısa bir zamanda her yüreğe ektiğimiz bu sevgi tohumunun mutluluğunu yaşayacağız.

1.OYUNCU: Evet galiba haklılar.

2.OYUNCU: Evet.

 

2.OYUNCU: Arkadaşlar. Barış’a ve Sevgi’ye teşekkür edelim.

BARIŞ: Arkadaşlar bu güzel düşüncelerimizi paylaşmanız bizi çok mutlu etti. Ve bu davranışınız en güzel teşekkür bizim için.

1.OYUNCU: Silahları atalım

2.OYUNCU:Evet silahlar atılsın.

 

 

Barış: M.Ali Şahin

Sevgi:Zeyneb Ravza Fırtına

Kız çocuğu:Duru İnanç

  1. Oyuncu:M. Emin Haliloğlu
  2. Oyuncu :Cafer Gül
8

MUSTAFA KEMAL ÖZAL

ŞEHİT İSA YÜKSEL İLKOKULU

3/ C SINIFI GİRESUN

 

SAYGI

BÖLÜM 1

 

NİNE: Güzel kızım ne iyi ettikte birlikte gezmeye çıktık. Havada çok güzel.

 

ÇOCUK: Evet nineciğim, seninle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Zaman su gibi akıp geçiyor seninleyken.

 

NİNE:  Aaaaa! çok mutlu oldum. Seni benim yanımdayken bu kadar mutlu eden şey ne?

 

ÇOCUK: Bana çok güzel hikayeler anlatıyorsun. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Bugün de benim için anlatacak hikayelerin var mı?

 

NİNE: Olmaz mı? Gel bakalım şöyle yanıma. Bundan yıllar önce…..

 

BÖLÜM 2

 

ARİSTO:  ( Ellerini yana açıp derin nefes alarak) Deniz havası gibi insana iyi gelen bir şey yok. Dalga seslerini duydukça insan huzur doluyor. ( Yere oturur ve dürbünüyle denize bakar.)

 

BALIKÇI: Üstat Aristo burada ne yapıyorsun?

 

ARİSTO:  Dostum şehir çok kalabalık ve gürültülü. Buraya gelip biraz yalnız kalmak istedim.

 

ARİSTO:  Av nasıldı? İnşallah verimli geçmiştir.

 

BALIKÇI: Baya bir hamsi yakaladık. ( Eliyle işaret ederek) Daha fazlası şu ileriye kaçtı. Deniz biter de, aşağı düşeriz diye peşinden gidemedik.

 

ARİSTO:  Keşke hamsilerin peşinden gitseydin. Dünya’nın şekli senin düşündüğün gibi değil bence. Ben Dünya’nın yuvarlak olduğunu düşünüyorum.

BALIKÇI: Nasıl yani? Dünya düz bir tepsi gibi değil mi?

 

ARİSTO:  Bence değil. Çünkü az önce senin gemi gelirken önce yelkenleri biraz daha yaklaştıkça da tamamını gördüm. Düz olsaydı ilk anda geminin tamamını görürdüm.

 

BALIKÇI: ( Gülerek ) İlahi üstat yeni yeni adetler çıkarma bence.( Der ve gider)

 

BÖLÜM 3

 

ARİSTO:  ( Çarşıda halka hitap eder) Ey Ahali! Bence Dünya düz bir tepsi gibi değil. Dünya bir portakal gibi yuvarlak. Ancak şuan bunu kanıtlayamıyorum.

 

ADAM: Breeee cahil! Bir de kendine bilgin dersin . Boş boş konuşupta insanları kandırma.     ( Yuhhhhhhh sesleri yükselir ve kalabalık Aristo’ya bir şeyler fırlatılır.)

 

BÖLÜM 4

 

ASTRONOT: ( Fotoğraf çekerken) Teknoloji çok gelişti. Artık uzaya bile gidebiliyoruz. Bakın Dünya yusyuvarlak bir top gibi. Bu çekilen fotoğraflarda bunun en büyük kanıtı. Oysaki eskiden insanların Dünya’nın şekli hakkında ne saçma düşünleri varmış.

 

BÖLÜM 5

 

NİNE: İşte canım kızım o zaman Aristo’nun fikrine hiç saygı göstermemişler. Onunla dalga geçmişler. Hatta ona hakaretler etmişler. Aristo bu duruma çok üzülmüş. Ama bak yıllar sonra haklı olduğu ortaya çıkmış.

 

ÇOCUK:  Nineciğim, hoşuma gitse de, gitmese de ben herkesin fikrine saygı duyacağım. Benim gibi düşünmüyor diye kimseyi hor görmeyeceğim. Bu hikayeyi de arkadaşlarıma anlatacağım. Onlarda başkalarının düşüncelerine saygılı olmanın önemini anlasınlar.

 

NİNE: Aferin sana güzel kızım. Hadi şimdi eve dönme zamanı. Eeee nede olsa ben yaşlı bir insanım, bacaklarım çok ağrıdı. Birazcık gidip evde dinlenelim.( Yürüyerek eve giderler)

9

Erkan ERKAN

Beylikdüzü Bizimkent İlkokulu

İstanbul

1.Sunucu :Serra,

2.Sunucu :Aykut,

1.Muhabir Merhamet :Asya E.,

Merhamet’le sohbet eden :Deniz,

Spor Sunucusu :Rohat

Hava Durumu Sunucu:Dila

Yönetmen: Özge

Masum vatandaş: Salih

Haber ulaştıran : Çınar

 

-Haber Merkezi. Bir masa iki sandalye ve Türkiye haritası-

1.Sunucu

Iyi akşamlar

 

2.Sunucu

Iyi akşamlar

 

1.Sunucu Serra

Bugün 17 Kasım 2160

 

2.Sunucu Aykut

Halkın beyni televizyonu haber programı

 

1.Sunucu Serra

 

Sayın seyirciler, şimdi sizlere günün en fiilaaşşş haberini sunuyoruz. Evet, işte haberimiz…(kâğıdı bulamaz) Hani nerede haberimiz? Eveet…Haberimiz bu kâğıtta…Sayın hatta çok sayın seyirciler, bugün sabah saatlerinde İstanbul boğazında balık görüldü! Evet, evet yanlış duymadınız bir adet balık resmen görüldü! Halkın beyni televizyonu muhabiri Merhamet sizler için bu ayazda İstanbul boğazında. Yönetmenime bakıyorum bağlantı hazır mı diye…Bağlantı hazır mı?..Ne bağlantısı mı?..Yok iş bağlantısı değil..O iş yattı, başvurum kabul edilmedi…Anlayacağın bu kanalda sürünmeye devam…Öhhö..Şey…Yönetmenim. Ben telefon bağlantısını kastetmiştim…Ha. hazır mı?..Harika…Merhamet!..Merhamet beni duyabiliyor musun?..

 

1.Muhabir Merhamet

(Birisiyle tartışmaktadır)

Ya kardeşim anlasana be!. Kanalda çalışıyorum dedimse kanalizasyon tamir ediyorum demedim…Bu kanal başka…Yahu ne yapayım tuvaletin tıkalıysa…Allah. Allah!..

 

1.Sunucu Serra

Merhamet…Bırak tartışmayı merhamet…Canlı yayındayız…Seni dinliyoruz…(Kızar) Merhameeeetttt!..Yahu cevap verseneee…

 

1.Muhabir Merhamet

Ha?..Efendim?..Canlı yayında mıyız? İyi akşamlar İlknur…

 

1.Sunucu

Ah, nihayet! İyi akşamlar Merhamet…Anlat bakalım, bu sabah orada neler oldu?..

 

 

1.Muhabir Merhamet

Sayın seyirciler bildiğiniz gibi denizlerimizde balık bulunmadığından son atmış yıldır halkımız oltalarını  giyecek, sebze ve meyve için kullanıyor…Bugün sabahın erken bir vaktinde çocuğuna bir çift eldiven yakalamak umuduyla İstanbul boğazına gelen masum vatandaş Cihan oltasını denize salladıktan sonra iki adet elma , dört adet piyango bileti, bir deste havlu ve yaklaşık bir kilo ayva  avladı. Çocuğunun eldivenleri için son bir kez şansını deneyen masum vatandaş Cihan bir anda oltanın ucunda bir balıkla karşılaştı ve uzun bir şoka girdi… Bu arada yapılan tahliller sonucu balığın bir zamanlar Karadeniz’in simgesi olan hamsi olduğu ve onunda şoka girdiği anlaşılmıştır…Bu elim olay 666 ilimizde, dış temsilciliklerimizde ve Yavru vatan Kıbrıs’ta büyük üzüntüyle karşılanmıştır…Vatandaş Cihan “Ne kara talihim varmış…Bula bula balık beni mi buldu?” dedi…Halkın beyni televizyonu.Merhamet…

1.Sunucu

Sıradaki haberimiz ülkemizde yapılan arkeolojik çalışmalar ile alakalı. Yaklaşık 140 yıl önce yaşanmış olan covid-19 salgınından geriye kalan maske atıkları ülkedeki arkeologları isyan ettirdi. Konuyla alakalı Prof.Dr.Kovidiye SARS açıklama yaptı: “Bir maskenin doğada yok olması gereken süre 450 yıl, bu gidişle ülkedeki fakültelerin arkeoloji bölümleri kapanacak. İşler kesat elimizi hangi taşın altına atsak sadece maske buluyoruz.” dedi.

2.Sunucu Aykut

Şimdi elimize ulaşan bir haberi okuyorum…Yıllardır milletimizle içiçe yaşayan radyasyon illeti yiyeceklerimizden sonra giysilerimize de bulaştı…Yaz sezonunda bu yıl radyasyonlu şortlar ve tişörtler moda…Üç-dört kollu ve paçalı olan bu giysiler özellikle radyasyon yüzünden sakat doğan çocuklar tarafından sevinçle karşılandı…

 

Spor Haberleri Rohat

Şimdi Spor…İstanbul’da oynanması gereken Galatasaray -Bursa spor volaybol maçı 24.Hafta da aşırı sis yüzünden oynanamadı…Topun bulunamadığı, sahanın da saha değil de Rüstem Amca’nın tarlası olduğu anlaşılınca maç iptal edildi…Sis sorunu böyle devam ederse bundan böyle futbol maçları yerine satranç maçlarının yapılması bekleniyor…

 

Hava Durumu Dila

Hava durumuna gelince…Hava diye bir şey kalmadı ki durumu da olsun…Her neyse…Şöyle bir haritaya bakarsak, yurt genelinde hava aşırı sisli ve yer yer dolu yağdığını görüyoruz…Özellikle Karadeniz kıyılarımız aşırı radyasyon rüzgarlarının etkisiyle savrulurken, Marmara ve Ege kıyılarımız da çöp fırtınalarına gebe durumdadır…Güneydoğu, doğu ve İç Anadolu bölgelerimizde kuraklıktan doğan erozyonlar düğün halaylarıyla beklenirken, güney ve batı kıyılarımız da can çekişiyor. Kısacası yurdumuz naneyi yemiş diyebiliriz sayın seyircilerimiz…

 

2.Sunucu

İyi akşamlar.

 

1.Sunucu

İyi akşamlar.

 

Hepsi

Kovalasın tavşanlar!

 

 

10

SEMA KULLUK

25 EYLÜL İLKOKULU

LAPSEKİ/ÇANAKKALE

 

SAĞLIK

  1. PERDE

 

KONUŞMACI: İlker 9 yaşında, her zaman sağlıksız besinler tüketmeyi seven bir çocuktu. Hiç kimseyi dinlemez ,sürekli abur cubur yerdi. O kadar sağlıksız besleniyordu ki günden güne daha çok kilo alıyordu. Bir gün okuldan çıktıktan sonra arkadaşları ile okul bahçesinde oyuna daldı. Saatin farkına varmadan oyun oynarken zaman su gibi geçmişti. İlker eve geç kaldığının farkına varınca çantasını alıp eve doğru koşmaya başladı. Ailesinin onu merak edeceğini düşündüğünden koşuyordu. Koşuyordu ama yediği abur cuburlar yüzünden nefes nefese kalıyordu. Eve geldiğinde annesi onu kapıda karşıladı.Oyuna daldığını anlatan İlker içeri girdi, o kadar yorgundu ki üstünü bile değiştiremeden uyuyakaldı. Uykuya daldığı an rüyasında organlarının konuştuğunu gördü.

  1. PERDE

MİDE: Offf off, bu gece o kadar doluyum ki, neredeyse patlamak üzereyim…

KALP: Ya ben, o kadar zorlanıyorum ki atmaya. Bir türlü hızlanamıyorum. Bu yağlar bana izin vermiyor.

MİDE: Çok haklısın, bende hiç yer kalmadığı için yağlar dışarı fırlıyor.

KALP: Sanırım bu duruma daha fazla dayanamayacağım.

MİDE: Sakınnnn! Kalp kardeş eğer atmayı bırakırsan İlker ölür.

KALP: Biliyorum ama keşke İlker bunun farkına varsa.

KONUŞMACI: O sırada dişlerin inlemesi duyulur.

DİŞLER: Ahhhh, ahhhh….

KALP: Size ne oldu?

DİŞLER: İlker bugün o kadar çok şeker ve çikolata yedi ki artık hepimiz çürümeye başladık.

MİDE: Ah İlker, acaba ne zaman anlayacaksın böyle devam edemeyeceğini.

KALP: Evet, evet en kısa zamanda sağlıklı gıdalar yemezse hepimiz pes edeceğiz.

  1. PERDE

KONUŞMACI: İlker kan ter içinde, telaşla uyanır. Hemen mutfağa annesinin yanına koşar.

İLKER: Anneciğim ; sen çok haklıymışsın, artık abur cubur yemeyeceğim.

ANNE: Çok sevindim oğlum. Hadi o zaman hemen kahvaltıya. Sütünü, peynirini, yumurtanı güzelce ye bakalım.

İLKER: Hemen anneciğim; artık hep sağlıklı olacağım.

KONUŞMACI: Bunları duyan mide, kalp, dişler ve diğer organlar bu duruma çok sevinirler…

 

 

OYUNCULAR:

  • İlker
  • Mide
  • Kalp
  • Dişler
  • Anne

 

11
This free e-book was created with
Ourboox.com

Create your own amazing e-book!
It's simple and free.

Start now

Ad Remove Ads [X]
Skip to content