OSMANLI’DA KADIN ŞAİRLER

by Damlanur YILDIZ

This free e-book was created with
Ourboox.com

Create your own amazing e-book!
It's simple and free.

Start now

OSMANLI’DA KADIN ŞAİRLER

  • Joined May 2022
  • Published Books 1

                  ÖNSÖZ

Bu çalışma, bizim Osmanlı’da bulunan kadın şairlerimizin olduğunu göstermek için ortaya koyulmuştur. TÜBİTAK Projesi tarafından hazırlanan bir çalışmadır. Bu çalışma, Erkan Volkan Yiğit Anadolu İmam Hatip Lisesi bünyesinde hazırlanmıştır.

Beyzanur SEPETCİ

15/05/2022

2

MİHRİ HATUN

Zeynep Hatun’la aynı dönem şairi olan Mihri Hatun, şiirlerinde kullandığı güneş anlamına gelen Mihri mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi’den aldı.

Dillere destan güzelliği, ona ‘’bir afet-i devran’’ denilmesine yol açtı. Hayranlık uyandırıcı bir kültür ve birikimine olmasına rağmen ömrü boyunca bekarlığı seçti.

Ama çevresinde, platonik aşklarına ilişkin fırsatlar da hiç eksik olmadı.

Abdurrahman Çelebi’ye, İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına, şiirlerinde de rastlamak mümkündür.

Döneminin şairlerinden Necati ile de karşılıklı nazireleri dikkat çeker.

Mihri Hatun, Osmanlı’nın öteki divan kadın şairlerinden, aşkı çekinmeden kullanması nedeniyle farklılık gösterir. Ancak yine de bu dönemde şiirinde yaygın olan erkek diliyle anlatım, Mihri’nin diğerlerine de hakimdir. Hani, bazı şiirlerinde Mihri adı geçmese, bir erkek şairin yazdığı sanılabilir.

Prof Dr Mehmet aslan, Mihri Hâtun Divanı adlı kitabında şairi her yönüyle inceliyor. Aslan’ın kitabından, Mihri’nin aşkı anlatırken erkek söylemine ilişkin dizelerden bir örnek şöyle:

3

‘’Zincir tutmaz idi bu divane Mihri’yi

Bend’itti Bend-i zülfün anı şimdi muy ile’’

Yani:

‘’ Aşktan deli divane olmuş Mihri’yi zincirler zaptedemezdi

Ey sevgili şimdi ise saçının 1 teli bile onu bağlanmaya yeter.’’

Mihri’nin dönemin alışkanlığı dışına çıkıp kadın söylemiyle aşkı anlattığı şiirleri de yok değil elbette:

‘’Ben umardım ki seni yar-ı vefadar olasın Ne bileydüm ki begüm böyle cefakar olasın

Yani:

‘’ Ben umardım ki sen vefa sahibi bir yâr olasın

Ne bileydüm ki beyim, böyle cefakar olasın’’

Dönemine göre özgür bir yaşamı seçen Mihri Hatun, şiirinde özellikler açısından antik Yunan lirik şairi Safho’ya benzetilir. Ünlü tarihçi Hammer ona ‘’Osmanlıların Saphosu ‘’ der.

Prof. Doktor Mehmet Aslan ‘’Mihri Hatun Divanı’’ kitabında konuyla ilgili şöyle diyor:

4

‘’Bazı kaynaklarda Mihri Hatun için Türk Safo’su yakıştırması yapılmıştır. Bu yakıştırmanın temel kaynağı Hammer’dir. Hammer, ‘Büyük Osmanlı Tarihi’nde Mihri Hatun için şunları söylüyor:

‘ Amasya’da doğmuş olan güzel Mihri, İskender’e aşkını azm ve teşhir etmiştir ki bu şaire, Osmanlı’nın Safosu’dur. Rumca Safo kelimesi ile Arapça safi kelimesi aynı köktendirler. Mihri hem güneş hem de parlak manasındadır. Çünkü mihr aşk ve güneş manasına gelir.’ ‘’

 

‘’Türk Safo’su Mihri Hatun ‘’ adlı kitabın yazarı şair ve yazar Sennur Sezer ise divan edebiyatımızı inceleyen yabancı uzmanların milattan önce yedinci yüzyılın ve altıncı yüzyılın başlarında yaşamış olan Sappo’nun güçlü şiiri ile Mihri’nin şiirleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik bulunduğunu saptadıklarını söylüyor.

 

Sennur Sezer, Şehzadeler kenti Amasya’yı ve saray yaşamını da detaylarıyla roman tadında anlattığı kitabında, Mihri’nin şiirlerinde ‘’ şahin gibi bir delikanlı’’ ya da ‘’ bir yiğit’’ diye söz ettiği kişinin Şehzade Beyazıt olabileceği kanısında.

 

5

‘’Belim bükülüp saz oldum çaldım hevayı rastı

Yay çekip tenim kıldı uşşakı hoş şehnaz ile

O Süleyman Peygamber gibi güçlünün özel meclisinde

Amber saçlı güzel yüzlüler hizmet eder naz ile

Gördüm boşlukta köşkü ki benzeri yapılmamış

Sanıdım ki gökyüzünde huma kuşu kanat çırpıyor

Ey Mihri, şükür Tanrı’nın bugünü gösterdiğine

Bu gece şahin gibi bir yiğitle söylemiştin bu yüce köşkte’’

 

Mihri Hatun’un günümüzde de yine gündemde olduğunu görüyoruz.

 

‘’Uluslararası Astronomi Birliği’’ tarafından güzellik yıldızı Venüs Gezegeni üzerinde, yeni keşfedilen kraterler den birine Mihri Hatun adı verildi.

 

 

6

Prof. Dr Özel bu kapsamda ‘’Venüs’’ gezegeni üzerindeki kriterlerden ikisine tanınmış Türk kadın yazarlardan Halide Edip Adıvar ile 15. yüzyılda yaşamış şair Mihri Hatun’ un adının verildiğini, Adıvar adlı karakterin gezegen üzerindeki Afrodit kıtasının kuzeyinde, Mihri Hatun kraterinin de İştar kıtasına yakın Tetus bölgesinde bulunduğunu ifade ediyor.

Prof. Dr Mehmet Aslan, Mihri’nin dünyada bugün de gördüğü ilgiyi şu satırlarla anlatıyor:

 

‘’Yurt dışında sevgililer arasında hediye malzemeleri içerisinde kalp motifli kristal kutulardan bir seriye ‘’Mihri Hatun’’ adı verilmiştir.

 

Yine Avrupa’da, bir mücevher firması, dünyanın meşhur şairleri adına muhtelif mücevherler tasarlanmış ve bunların arasında som gümüşten bir küpeye ‘’Bütün Kalpler’’ logosuyla

7

‘’Mihri Hatun Küpesi’’ adını vermiştir ki, bu küpenin üzerinde Mihri Hatun’un şiirlerinden alınan ‘’Bir bakışta bütün kalbimle sana aşık oldum’’ cümlesi yazmaktadır.

2005 yılında Cerith Wyn Ewans adlı ünlü bir İngiliz sanatçısı 9.Uluslararası İstanbul Bienal’inde Mihri Hatun’un şiirlerinden,

‘’Habdan açdım gözüm na-gah kaldırdım seri

Karşımda gördüm durur bi mah-ruy-i dilberi’’

Beyitiyle başlayan gazelini (divanda 189.Gazel) mors alfabesinde kodlayarak dev bir lazer ışığı aracılığıyla İstanbul semalarına yansıtmıştır.

ANİ HATUN

İstanbul’da doğan ve Mihri Hatun tarafından Amasya’da yetiştirilen Fatma, bizim bildiğimiz haliyle Ani Hatun.

Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, ‘’Hâce-i Zenan’’ yani, Kadınların Hocası lakabıyla anılırdı. Dünya edebiyatıyla ilgili çalışmalar yaparken Arapça da öğrendi. Divanı olduğu söylenir ama maalesef elde yoktur.

 

8

Şairliğinin yanında hat sanatında da ustadır, hatta bu alandaki eserlerinin şairliğinden daha ehil olduğu söylenir.

Ani Hatun, hemen her kadın divan şairi gibi müziklerle ilgilidir.

Amasya’dan İstanbul’a döner bir süre burada yaşar ve Fener’de yaşamını 1710 yılında yitirir.

 

GAZEL

‘’Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı

Benim çok sevdiğim mahzunu dilşad itmeden kaldı

Nola t’amirine kasd itmese şah-ı cihan banım

Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı

Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud

Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı

Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil

Ser-i kuyinde halim yar feryad itmeden kaldı

Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays’ı bilmez mi

O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı’’

 

 

9

Günümüz Türkçesiyle:

‘’Unuttu hayli zaman beni anmadan gitti

Benim çok sevdiğim mahzunu mutlu etmeden kaldı

Ne olur tamirine yeltenmese Tanrım

Bilir ki viran gönlümü şen etmeden kaldı

Kalmıştır gam denizinde gönül gemisi ümitsiz

Üzülür zamanın yardım etmeden gitti

Düşeli yar aşkına dermansız inler gölün

Yolun başında halini feryat etmeden kaldı

Niçin ardı sıra gider Ani ki Kays’ın halini bilmez mi

O çaresiz yitirdi kendini doğruyu bulamadan gitti’’

 

LEYLA HANIM

Doğum tarihi hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi bulunmayan Leyla Hanım hem kültürlü hem de hoşsohbettir. Daha çok zarafeti ile tanınır ve bunu herkese önerir:

 

 

10

‘’İncitme sen ahbabını, incinmeye senden

Bu alem-i fanide zarafet budur işte’’

Beyiti, bize onun bu yönünü anlatır

Şiirlerini topladığı bir divanı da vardır. Şiirde iddialıdır. Onun divanında gazeller bölümünde her kafiyeden en az bir gazel bulunur.

Gençliğinde bir evlilik tecrübesi yaşar ama büyük hayal kırıklığına uğrar. Daha düğün gecesi eşi, kendisini saydırmak amacıyla kolundaki, üzeri nohut yakılı yarayı temizlemesini ister. Bunun üzerine Leyla Hanım odayı terk eder ve bir daha geri dönmez.

Prof. Dr. Mehmet Aslan, Osmanlı’daki araştırılmasına ilgili gösteren az sayıda akademisyenden birisi. Aslan, Leyla Hanım’ın Divanını ele aldığı kapsamlı kitabında onu şöyle anlatıyor.

 

 

11

‘’İstanbul’da doğduğu bilinen Leyla Hanım’ın doğum tarihi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Babası sudürdan Kazasker Moralızade Hamit Efendi’dir. Babasının vefatından (1825 Şubat) sonra murabba nazım şekliyle yazdığı mersiyede:

 

‘’Çeng-veş kaddin büküp Leyla fakir

Derd ü gam itdi anı gençlikte pir’’

Dediğine göre ve o tarihte genç olduğu anlaşılıyorsa da kaç yaşında bulunduğu tayin edilemeyeceğinden doğum tarihinin tespiti de mümkün olmamaktadır. Leyla Hanım babasının vefatından sonra 23 yıl yaşamıştır.’’

Prof. Aslan, Leyla Hanım’ın babasını çok sevdiğini onu

 

‘’allame, ehl-i hüner’’ sözcükleriyle nitelediğini belirtiyor ve babasının ölümünden sonra yazdığı bir başka mersiyenin bir bölümü şöyle aktarıyor:

 

 

12

EL FİRAK

‘’Çarh-ı dun irfana olmaz aşina

Şundığı ehl-i dile zehr-i bela

Gitdi alemden pederva-hasreta

El-firak ah el-firak

Mevti halinda bana baktı peder

Bu dil-i veranemi yaktı peder

Zir-i hake su gibi aktı peder

El-firak ah el-firak ah el-firak’’

 

Osmanlı’daki birçok kadın şair gibi Leyla Hanım da Mevleviliğe ilgi gösterir.

1847 yılında yaşama veda eder, Galata Mevlevihane’sine gömülür.

 

‘’Pür ateşim açtırma sakın ağzımı zinhar

Zalim beni söyletme derunumda neler var’’

 

 

13

Nakaratlı şarkısı Dede Efendi tarafından uşşak makamında bestelenir.

 

GAZEL

‘’Yarin aşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir ünsiyetti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül va’d-i visal-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni afv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zahidin barid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yar ile de pekçe uzatma Leyla

O peri vahşidir ünsiyetti pek güçtür güç’’

 

 

14

GAZEL

‘’Her seherde Kabei kuyında estikçe nesim

Aşıka zülfi siyahından gelir anber şemim

Meveki müjganı gönder sinei mecruhuma

Kuşei gamda dili mahzunuma

Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim

Zulmu çok ettin bugün Leyla’ye ey şahı cihan

Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azim’’

 

GAZEL

‘’Hayali arızın bağı gönülde gülizarımdır

Açıldı dağlar kim sinede evvem beharımdır

Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller

Bu gülşende figandan bihaber ancak nigarımdır

Hikayettir sana şerhi derunumdan değil şevka

Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır

Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez aşık

 

15

Sebep bu iniale nalei bi ihtiyarımdır

Salın ey nahli nazım gel nolur bir kerre serv asa

Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane

Gönül derler anın adına Leyla yadigarımdır’’

SIRRİ HANIM

1814’te Diyarbakır’da dünyaya geldi.Asıl adı Rahile’dir. Diyarbakır eşrafından Ahmed Bey’in kızıdır.Kültürlü bir ailede büyüdü.Divan kültürüyle yetişti.Tahir Zade Bekir Ağa ile evliliğini yaptı.

Bir süre Bağdat’ta yaşadı.Daha sonra İstanbul’a geldi.Yusuf Kamil Paşa konağındaki şiir, edebiyat sohbetlerine katıldı,Paşa’nın eşi Prenses Zeynep ile dost oldu.Kmail Paşa ile evlendiği söylentisi de vardır.1877’de öldü.

Sırri Hanım , şairliğinin yanısıra tasavvufa da ilgi gösterdi.Kendi ifadelerine göre Diyaarbakır’da meşhur Rumiye

16

Şeyhi Aziz Mahmut Urmevi’nin torunu olan Ahmet Çelebi’ye mürid oldu.

Kadiri Tarikatına mensup oldu.’Seyyid Abdulkadir Geylani’ hakkında şiirler yazdı.Bir beyitinde şöyle der:

“Bir gedayız sureta amma

Cihan sultanıyız

Salikan-ı Şeyh Abdulkadir-i Geylaniyiz”

Edirnekapı Otakcılar Mahallesi’nde Kadiri Dergahı Kabristanı’na defnedildi.

Sekiz yaşında ölen oğlu Rıfat için yazdığı mersiye ünlüdür:

“Benim gönlüm kızıl gül ğoncesi

Veş dopdolu kandr

Açılmak ihtiyar etmez eger

Yüz bin bahar olsa”

 

17

GAZEL

“Şahbazı kuds olan mesture şekin göstürür

Mahremi sultan ekser dur şeklin göstürür

Saykal ol mir’atı kalbe masiva fikrin bırak

Cenk olunca ayine meksun şeklin göstürür

Dehri duni bi sebate dil viren divaneye

Mesti bibaki elest mahmur şeklin göstürür

Ayni ibretle alan her bir varaktan bir sebak

Nevbehar eyyamıdır zünbur şeklin göstürür

Ta ezelden Sırri hakikatden dili,agah olan

Başü can terkin kılub Mansur şeklin göstürür”

 

GAZEL

“Mürği dil pervaze geldi laneler ağlar bana

Çıkdı zünnarım bu kez humhaneler ağlar bana

Aşinalar tanı senk endaz olurlar her taraf

Vakıf olsa halime biganeler ağlar bana

 

18

Ketmi güc , izharı güc bir derde oldum mübtela

Darusun bilmez tabib kaşaneler ağlat bana

Kasei mizabı sakiden içüb mest olmuşum

Halime agah olan mestaneler ağlar bana

Sırri bir viranedir bir gence irdin misli yok

Hasbihalim söylesem divaneler ağlar bana”

Sırri Hanım’ın bir divan oluşturacak kadar şiiri vardır.

ADİLE SULTAN

1826 yılında Topkapı Sarayı harem dairesinde doğan Dolmabahçe Sarayı’nda büyüyen Adile Sultan ,Osmanlı Padişahlarının otuzuncusu olan II. Mahmud’un kızıdır.

Annesi Zernigar Kadını II. Mahmud’a ablası Esma Sultan hediye eder.Adile Sultan’ın annesi Zernigar Kadın da çok iyi bir eğitimden geçtiği için kızı da bu kültürden nasibini alır.

Ancak Adile Sultan, daha küçük yaşta iken annesini kaybeder.Özel hocalardan Arapça , Farsça , ve Edebiyat dersleri alır.

 

19

II. Mahmud gibi bir padişahın kızı, Sultan Abdulmecid ile Sultan Abdulaziz’in kız kardeşi ve V. Murat , II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşat ve VI. Mehmet Vahdettin’in halası olan Adile Sultan bu eğitim sayesindedir ki; çocukluk dönemlerinde ve gençlik çağında aldığı bu yönlü eğitim ve kültür sayesinde hayatı boyunca karşılaştığı pek çok sıkıntılara rağmen bir divan oluşturmayı başarır.

Adile Sultan, Osmanlı Hanedanı içinden yetişen ve padişah kızı olarak divanı olan tek kadın şair olma özelliğini taşır.

Babası Sultan II. Mahmud, sanatçı kişiliği ile öne çıkmış ,özellikle hat ve musiki ile yakından ilgilenmiş bir padişahtı.

Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa ile evlenir. Paşa daha sonra Sadrazam olur, ama çiftin mutlu evliliği sarsılır.

Önce üç çocuklarını kaybederler,daha sonra Mehmet Ali Paşa ölür, son olarak da genç kızı Hayriye Hanım Sultan vefat eder.

Ölümlerle sarsılan Adile Sultan ,yoğun bir üzüntüye kapılır.

Nakşibendi tarikatına girer.1898’de vefat eder.Türbesi İstanbul

20

Eyüp’te Bostan İskelesi yakınındadır.

Devrin en tanınmış hattatlarından Ebubekir Mümtaz Efendi’’den icazetli bir hattat ve bestekar olan Adile Sultan’ın, divan oluşturacak kadar şiiri vardır.Şiirleri 1996’da “Adile Sultan Divani” ismiyle yayınlanır.

Adile Sultan’ın yaşadığı dönemlerde edebiyatta Tanzimat etkileri hakim olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu döneminde fikir, duygu ve sanat alanında da yeni akımlar etkili oldu .Tanzimat Edebiyatı adı verilen yeni bir Edebiyat akımı meydana geldi ve bu akım sanatçıları etkiledi.

Şüphesiz Adile Sultan’ın şiirleri de bu etkiden uzak kalmadı.

Ama divan edebiyatına bağlılığını kaybetmedi .

Adile Sultan’ın yaşadığı dönemin sonlarına doğru divan edebiyatının zayıfladığına tanık oluyoruz..

Tanzimat’tan sonra da Şinasi ve onu takip edenlerle yeni edebiyat cereyanları kuvvetlenir ancak eski tarzda gazel ve kasideler yazan birçok şair de yetişir.

 

21

Hatta edebi yeniliğin en hararetli taraftarı bulunan Namık Kemal ve Ziya Paşa bile ilk önce eski tarzda şiirler söyleyerek ;gazeller, kasideler yazarak, divanlar oluşturup edebiyat alemine girmişlerdi .Leskofça’ lı Galip Bey,Yenişehirli Avni Bey ve Hersekli Arif Hikmet Bey gibi kuvvetli divan şairleri,edebi yenileşme devresinde yaşadılar

Adile Sultan da yeniden etkilenmişti ama eski geleneğin devamından da yanaydı ve

kendi divanını oluşturdu.

Adile Sultan büyük bir ihtimalle hanedan içinde yetişen ve divan yazan kadın şairlerin hem ilkini ve hem de sonuncusunu temsil ediyor.

Adile Sultan “Divan”ında bütün eski şairlerin divanlarındaki tarzı örnek alır. Münacat ,naat, mersiye,ve gazelleri vardır. Adile Sultan ‘ın hemen bütün manzumelerinde , çok kuvvetli bir din aşkı,Allah ve Peygamber aşkı, İslam büyüklerine ,tarikat ve tarikat ehline muhabbeti,Osmanlı’ya ve ailesine bağlılığını görüyoruz.

 

22

200 beyitten fazla olan bu şiirler arasında tasavvufi parçalarda görülür.

“Oniki Pir” hakkında medhiyeler yazan ve bilhassa “Nakşibendi Şeyhine “ karşı derin bir hürmet duyan Adile Sultan,hece vezniyle ve Yunus ilahileri tarzında manzumeler de yazdı.

 

İLAHİ

“Hak yoluna can verdiler

İncitme hiç dervişleri

Canan yolunu buldular

İncitme hiç dervişleri

Dervişlerin Hakdır yolu

Olmaz dahi sağı solu

Hak erenler kılmış veli

İncitme hiç dervişler

Dervişlerin vasfı muhal

Dosta bunlar buldu visal

 

23

Böyle demiş ehl-i kemal

İncitme hiç dervişleri

Onlar cihandan geçdiler

Akla karayı seçdiler

Vahdet şarabın içdiler

İncitme hiç dervişleri

Adile uzatma sözünü

Derviş ide-gör özünü

Ta göresin Hak yüzünü

İncitme hiç dervişleri”

 

Ali Emiri , O’nun divanından seçtiği manzumeleri çıkardığı dergisine naklederken övgü olarak şu nitelemeleri kullanır:

“Fahrü’l-muhedderat, Tacü’l muhassenat, Sahibe-i divan-i belagat-i gayat, Dürr-i yekta-yı belagat, Alem-i belagat kadınlarının padişahı, sultan-ı şairet , Zühre-i Zehra’yı asuman-ı belagat,Melike-i kisver-i belagat, Şehsuvar-i meydan-ı belagat.”

 

 

24

Adile Sultan bir kısım şiirleri bestelenmeye çok müsaittir. Adile Sultan’ın şiirlerinden bir kısmı Şehnaz,Hüzzam ve Hicaz makamında bestelenmiştir.Bestekar Ethem Bey’in bestelediği şiirlerden birisi şu beyitle başlıyor:

 

“Yüzün mir’at-ı kibriyadir ya Resulullah

Vücudun maz-har-ı nur Hudadır ya Resulullah”

Hicaz makamıyla bestelenen bir şiiri:

 

“Şefaatde delaletdir niyazım ehl-i Beytinden

Delaletde sa adettir niyazım ehl-i Beytinden

Günahkâr ümmetin eshab ü alinden medet ister

Benim ancak dehalettir niyazım ehl-i Beytinden”

 

Hüzzam makamıyla bestelenen bir şiiri şöyle:

“Huda namıyla başla Mevlid-i Fahr-i cihandır bu

Tulu-ı Hazret-i Peygamberi ahir zamandır bu

 

25

Kemal-i aşkla guş et hayal-i şevkle cuş et

Dil-i ussak’a taze feyzle ruh-ı revandır bu”

 

Adile Sultan,kendisine çağdaş olan birçok şairlere nisbetle şiirlerinde sade bir lisan kullanmaya özen gösterilmesiyle de dikkat çekiyor.

Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın “Muhibbi Divanı”nı da Adile Sultan bastırır.Bu divan Hicri 1308 -Miladi 1890 yılında 236 sayfa olarak Matbaa-i Osmaniye’de bastırılır.

Adile Sultan’ın Eyüp Sultan hakkında yazdığı bir mersiye ise çok duyguludur

MERSİYE

“Seyyidü’s-sadat Fahr-ı Enbiya

İki cihan padişahı Mustafa

Mekke’de doğdu sa adetle o mah

Elli üç sal onda tuttu cay-gah

 

26

Çünkü kırk yaşında vahy ile Hüda

Eyledi bı setle dünyaya ata

Ba dehu me’mur oldu hicrete

Ta Medine halkı ere devlete

Yar-i Var ile yola oldu revan

Sanki bir ahterle mah-ı dü cihan

Ehl-i Yesrib çıktı istikbaline

Muntazırlar koşdu istikbaline

Her biri erdi tazarrula niyaz

Deyip ey biçaregane çare-saz

Bendeliğe bu kulun edip kabul

Haneme ey şah-ı din eyle nüzul

Merhamet kani inayet menbaı

Aciz ü üftadeganın eşfaı

Sonra h’ikmetle buyurdu ol resul

Hangi cayı makam eylerse kabul

Ben dahı ol hanenin mihmanıyım

 

27

O güzel ecvün meh-i tabanıyım

Ruy-ı pakine kılıb takdis-i tam

Adile lutfuyla olsun şad-kam”

 

Adile Sultan’ın Eyüp Sultan’la ilgili yazdığı bir manzumesi daha vardır.Dokuz beyit olarak yazılmış bu kaside ise şöyle:

KASİDE

“Budur lutf ü kerem-kari Eba Eyyübe’l Ensari

Resûlullah alemdarı Eba Eyyübe’l Ensari

Keramet-pişe himmet-saz saadet kanı ser-efraz

Uluv-i şanile mümtaz Eba Eyyübe’l Ensari

Edip kâfirleri makhür liva-yı pakidir Mansur

Müselmanlar olup mesrur Eba Eyyübe’l Ensari

Saadetden alıp zerre şahadetle bulup nehre

Şerafet verdi bu şehre Eba Eyyübe’l Ensari

İstanbul’a gelip bir gün kılıf küffarı ğark-ı hun

Edip Peygamberi memnun Eba Eyyübe’l Ensari

 

28

Bütün lutf ü kerem senden saadet ü himem senden

Füyuzat ü niam senden Eba Eyyübe’l Ensari

Şefa’at kıl inayet kıl bizi Hakk’a delalet kıl

Derunum pür-letafet kıl Eba Eyyübe’l Ensari

Sana bu Adile bende kapında has efkende

Kerem kıl etme şermende Eba Eyyübe’l Ensari”

 

ŞİİR

“Aşkta kanun imiş aşıklara cevr eylemek

Aşık oldur kim cefa-yı yare sabretmek gerek

Aşk naz ü şive evvel gösterir aşıklara

Aşık ol demde ona canı feda etmek gerek

Aşıkın ancak muradı dostunun maksududur

Çekse de bin derd ü mihnet hep sebat etmek gerek

Arzu-yı dü-cihandan geçmedir aşka nişan

Ter-i can edip reh-i canana azm etmek gerek

Aftab-asa bilip her zerresin nur-ı safa

 

29

Her bela dosttan gelir kim merhaba etmek gerek

Havf-i a’da eylemez olan musellah aşk ile

Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhid gerek

Nefesle cehd et tecelli eylesin aşk-ı Hüda

Beyt-i kalbi Adile ma-mur ü pak etmek gerek”

 

1916 yılından bu yana eğitim amaçlı kullanılan Adile Sultan Kasrı,1975 yılında Rıfat Ilgaz’ın sevilen eseri “Hababam Sınıfı”na ev sahipliği yaparak herkesin merak ettiği bir mekan haline dönüştü.Hababam Sınıfı Müzesi olarak da kullanılan kasır, yıprandığı için 2005’te restore edildi.

MEVLEVİLİK VE KADIN ŞAİRLER

Mistik bir kurum denebilir Mevlevilik için. 13. yüzyılda ortaya çıkar ve Selçuklu ile Osmanlı arasında kültür köprüsü niteliğini taşır. İnsanı önceleyen bu kültür akımının bir ayağı Konya diğeri ise İstanbul’dadır.

 

30

Mevlana’nın düşünceleri odağında gelişen Mevlevilik,klasik Türk şiirini olduğu kadar divan edebiyatımızı da etkiledi. Bu tasavvufi yapılanmanın izlerini Osmanlı’nın taşrasının yanısıra İstanbul şairlerinde olduğu gibi kadın şairlerde de görmek mümkün oldu. Birçoğu bu dünyaya veda ettiğinde Mevlevihane kabristanlarına gömüldü.

Tanzimat dönemi, edebiyatın yüzünü batıya çevirse de divan şiirinde mevleviliğin etkisi hiç mi hiç azalmadı.

Mevleviliğin kendine özgü terminolojisini, bu dönemde de kadın şairlerin gazellerinde, destanlarında, beyitlerinde, şarkılarında hep gördük.

TEVHİDE HANIM

Limoncuzadelerden Fehim Efendi’nin kızıydı. Annesi de İzmir eşrafındandı.1847’de Şehzadeler Kenti, Evliya Çelebi’nin” Müzeyyen Şehir” diye nitelediği Manisa’da dünyaya geldi Tevhide Hanım.

 

31

Veznedar Çakmak Hüseyin Efendi, O’nu annesi Tagore Hanım’dan istediğinde, ona sadece evet demek düşmüştü. Bir kızı oldu.

Osmanlı dönemindeki bir çok kadın şairin acılı kaderi, ne yazık ki onun da peşini bırakmadı. Önce kızını ardında eşini kaybetti. Bu acı onu derinden etkiledi.

Mevlevi tarikatı ona şifa olacak ve şiirini de etkileyecekti. Şiirlerindeki dilin sadeliği dikkat çekti

Tevhide Hanım şiiri, yaşadığı coğrafyayı anlatmasıyla farklılık gösterdi. Atatürk’ün doğduğu yılda yazdığı düşünülen”Destan-ı Manisa” adlı bir gazelde yaşadığı kente olan sevgisine tanık oluyoruz:

 

GAZEL

“Takrir edem nedir hali Mağnisa’nın

Söyleyeyim bak nedir ahvali Mağnisa’nın

Düğünde bayramda atlas hare giyerler

 

32

Bozulmaz Ali yeşili Mağnisa’nın

Mağnisa’nın içinde evliyası çok

Mescidi camisi medresesi çok

Hafızı müteda müfettişi çok

Okur bülbül gibi dili Mağnisa’nın

Etraf köyden şehirlerden gelirler

Handa hanelerde misafir olurlar

Sultan camisi’nde saf saf dururlar

Altın kemerlidir beli Mağnisa’nın.

Aşıklar Putin’e eyler niyazı

Dere kahvesine asarlar sazı

Karşısında bülbül eyler avazı

Açılır baharda gülü

Ulu Cami’nin vurur çanlı saati

Herkes vaktini bilir bulur rahatı

Tüccarların budur daim adeti

Elden ele gezer malı Mağnisa’nın”

 

 

33

Tevhide Hanım, 1902’de yaşama gözlerini yaşadığı kentte kapadı. Divanı Manisa Belediyesi’nce basıldı.

FERİDE HANIM

Bir ulema kızıdır Feride Hanım. Dolayısıyla doğal olarak ilk eğitimi de babası Kastamonulu Baharzade Hammami Mehmet Reşit Efendi tarafından verildi. Medrese hocası olan babası ona Farsçayı, Arapçayı hatta hat sanatını da öğretti.

Kısmeti Bolu’dan çıktı. İzzet Paşa’nın Divan Katibi Ali Raif Efendi eşi oldu.

İstanbul’a taşınmışlardı ki daha 25 yaşında iken hayat arkadaşını kaybetti. Yine baba memleketinin yolu görünmüştü.

Şiir çevresi onu daha çok ‘‘muhammediye’’ leri ile tanıdı. Kocasının ansızın ölümü ona çok içli bir gazel yazdırdı.

 

 

34

GAZEL

‘‘Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati

hasreti ile kalmamıştır gönlümün hiç rahatı

yadigar-ı yar idi doğru gider gamhar idi

yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti

zer gibi zerd ola ruyi, hem ayarı nakş ola

mekr ile biganeler ger eylediyse sirkati

yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab

soksun akrebler vücudun göre rencü mihneti

kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni

nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti

yetdürür zinciri zülfü yar ile bend olması

kayd olup derdü game çekmekten ise firkati

ben feride yeş gamü mihnetle ferdim dehrde

geçmedi alamsın biçarenin bir saati’’

1837 de doğmuştu, 66 yaşında hayata veda etti.

 

35

HATİCE NAKİYE HANIM

Annesini tanımadı, çok küçüktü yitirdiğinde. Babası müneccimbaşı Osman Saib Efendi bakamadı onlara. Çünkü ikiziyle gelmişti dünyaya. Anne yarısı, annesi oldu. Önce Sıbyan Mektebi’ni bidirdi Darülmuallimat’dan mezun olduğunda Ali Fuat Bey Maarif Nazırıydı. Artık öğretmendi, aynı okulda Darülmuallimat’ta işe başladı. Nakiye Hanım’ın yolu Mısır’a da düştü. Mehmet Reşat Hükümdarlığı’nda, şehzedeler sultanlar Farsçayı, tarihi ondan öğrendiler. Şiirlerinde gazel, methiye, şarkı, müstezat, tahmis türlerini kullandı. Kırk kadar eserine kardeşi Nebil Bey’in divanının sonunda rastlaşıyoruz. Farsça sözlük de Hatice Nakiye Hanım’ın eserleri arasında yer alıyor. II.Abdulhamit Şevkat Nişanını O’ndan esirgemedi. Evlenmek kısmet olmadı. Platonik aşklarına ise gazelleri tanıklık etti:

 

36

GAZEL

‘‘Bir gamze hun rize şikar oldu bu gönlüm.

şeb ta seher aşutevü zar oldu bu gönlüm.

bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah

bir gonce içün aleme har oldu bu gönlüm

gülçini visal olmak içün bağ-ı trabda

bir bülbül-i şurideye yar oldu bu gönlüm

gülşende edüp nağme-i bülbül ana tesir

feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm’’

 

1846 da başlayan yaşamı 1899 da yaşadığı İstanbul’da son buldu. Yenikapı Mevlevihanesi müridlerindendi. Mezarı da orası oldu.

MÜNİRE HANIM

Münire Hanım 1825’de doğdu, o da Hatice Nakiye gibi Yenikapı Mevlevihanesi’ne girdi. Osman Selahüddin’in

37

müridiydi. İyi eğitim gördü, sadrazam kızıydı. 1818’de Sadrazam olan babası Mehmet Derviş Paşa onu özel öğretmenlerle yetiştirdi. Münire Hanım edebiyatı Müştak Efendi’den öğrendi. Yenikapı’da şiirlerle şarkılarla ilgilenirken, hayat arkadaşının uzak ellerde Kerbela’da bekledğini bilemezdi elbette. Mutasarrıf Ali Rıza Paşa’nın evlenme teklifini kabul etti. Uzun yıllar mutlu yaşadılar. Gazeller, müstezatlar, mevlevi methiyeleri, şarkılarla dolu yaşamı 1903’de sona erdi.

 

‘‘Aşktır tesliyette her lahza bais ademi

aşksız mümkin mi çekmek germü serdi alemi

Görmedim hiç kimseyi memnuni ayşi ruzgar

bulmadım bir ferdi kim olsun şuurun hürremi

Macerayı ömrü yaddettikçe her bir anının

fikrimi işgal ider bince sürurü matemi

İtme ey akıl teessür lütfu kahrı çerhten gayeti şadide, mihnette olurmuş göz nemi

 

38

Arzıhal itmem münire, gayriye Allahtan ehli halin var ise Allah gerektir mahremi.’’

HABİBE HANIM

Hersekli Ali Paşa’nın kızıdır Habibe Hanım. Hersek’te doğar. Genç bir kızken İstanbul’a gelirler. Şiire ilgisi babasındandır. Paşa O’na şiiri öğretir ve sevdirir. Şiir onların ailece aşkları olur. Habibe Hanım, 19. Yüzyıl şairlerinden Hersekli Arif Hikmet Bey’in de halasıdır. İki kez evlenir. İlki Mehmet Mehdi Efendi’dir. Anlaşamazlar. Mutluluğu Konya Defterdarı Numan Fikri Efendi’de arar. Konya’ya gider. Ama o da olmaz. Yine mutsuz ayrılır ve İstanbul’a döner. Birçok meslektaşı gibi Mevlevi olan Habibe Hanım’ın hayatı kısa olur.1845 de başlayan yaşam yolculuğu 1891’de son bulur. Daha çok gazellerden oluşan bir divanı olan Habibe Hanım, kadın şairlerin cinsiyetlerinden dolayı yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle, beşeri aşkı ilahi aşkla birlikte kullanma geleneğini kullanmaz:

 

 

39

GAZEL

‘‘Cigerde tig-i gamze zahmı varken atma peykanın

yeter ey kaşı yay artık yeter depretme müjganın

nigah-ı mestine cana ki şayan gördün ağyarı

yine nev yareler açdı deruna tig-i hicranın

o gafil bi-haber na-dan adüya hem-dem olmuşsun visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın

ümid-i merhamet kılmak abestir senden ey kafir

seni bi-din demişlerdi ezelden yoktur imanın

Habibe bi-deva dertten halas olmakda müşküldür

ümid itmez esir-i derd olanlar gayrı dermanın’’

HATİCE İFFET HANIM

Ne zaman doğduğu bilinmiyor, ama nerede doğduğu belli. O zamanki adıyla Diyarbekir’li olan Hatice Hanım hakkında bilgimiz maalesef çok fazla değil. Eşi, Diyarbakır ulemasından Azmizade Mehmet Efendi’nin şair oluşu Hatice Hanım’ın bu

40

yolda ilerlemesinde etkili oldu. Yine aile dostları olan ulemadan Şaban Kani Efendi ile yapılan edebiyat sohbetleri, şiirde ilerlemesinde vesileydi. 1860’da Diyarbakır’da öldü, Behram Paşa Camii yanındaki Kabristan’a defnedildi. Şiirde daha çok gazali tercih etti Hatice İffet Hanım:

 

GAZEL

‘‘Çünkü agehsin gönül sırrı nihan lazım sana

varlığı mahv eyleyib terki cihan lazım sana

sen adem sehralarında bir güzel şehbaz idin

şimdi damı hestiye düştün figan lazım sana

damı cisme düşmeden mevlayı bulmaktır garez

razı aşkı badezin etmek iyan lazım sana

cümle benlikten geçib mahvı vücude ermeğe

hanikanı aşkda pirimügan lazım sana

feyzi istidatsende zahir oldu iffeta

her cihat şimden geru darülaman lazım sana’’

41
This free e-book was created with
Ourboox.com

Create your own amazing e-book!
It's simple and free.

Start now

Ad Remove Ads [X]